Yenigün’ün 10 yılı!

Yayın Tarihi 10 Mart 2015

Zaman ne çabuk geçiyor. Adeta su gibi akıp gidiyor.

Yenigün 10 yaşında ve ben bu 10 yılın son 3 yılında Yenigün’le uyanıp Yenigün’le kalkıyorum, Yenigün’le soluklanıyor, Yenigün’le okurlarımla buluşuyorum.

HaberEkspres’teki köşemin adı Kırlangıç idi. Eyüphan Gündoğdu çağırınca sevgili üstadımız Çetin Altan’ın deyişi ile yazının odalarını yazdım. Her gazete bir evin odaları gibiydi ve sen bir gazeteden başka bir gazeteye geçtiğinde odalardan birinden bir diğerine geçmiş oluyordun ve “yazının odaları” sana okurla buluşma imkanı veriyordu.

Yenigün’de köşemin adı “Hayatın İzdüşümleri” idi. İlk köşe yazımda şöyle yazmışım:

“Hayat benim için yolculuktu. Bana arkadaşlar kırlangıç diyorlardı. Bazıları ise karabatak, bir görünüp bir kaybolan. Ama yeniden su üstüne çıktığında hep bir ürünle görünen.

Kırlangıç şimdi hayatın izdüşümlerinin peşine düştü. Yazının odalarında dolaşarak hayatı sizinle paylaşacak.”

* * *

Çok şükür, bugüne kadar hayatın izdüşümlerini paylaşmaya çalıştım. Bazen doğru bildiğimi dosdoğru yazdım. Bazen, işte burada itiraf ediyorum, tarihe de not düşülmüş olsun, dönem gereği kendime otosansür uyguladım. Beni eleştirenler hemen şimdi eleştirsin, neden otosansür uyguladın diye!

Her gazetenin bir yayın çizgisi vardır. Yazdığım gazete ve dergilerde buna özen gösterdim. Kendime özgü edebiyat türlerinde yazdığım ürünlerde en zor koşullarda dahi asla otosansür uygulamadım. Ama kitlesel gazete ve dergilerde yazılarımda gerek yayın yönetmeninin ve gazete patronajının öngörüsü ve isteği ile yazılarıma sansür uygulandığı oldu. Sansür ve otosansür sadece bizim ülkemizin gerçeği değil, bütün dünya basın tarihinin gerçeğidir. Gerekli mi gereksiz mi tartışmalarına girmek istemiyorum. Literatüre göre elbette insanın özgürce yazacağı ortamların olması ideal olanı ve biz gazeteciler bu idealin peşinden koşan insanlarız ve öyle olmalıyız. Basın tarihi nerelerden nerelere geldi. Geri dönüş sinyalleri alsak da, gazete yazılarının basılmadan önce devletin sansür kurulundan geçip ondan sonra basıldığı günlere dönmeyiz herhalde diye düşünüyorum. Yoksa, yoksa döner miyiz diyorsunuz o günlere?!

* * *

 

Tarihten hiç ders alsaydık tekerrür eder miydi? Tarihte geri dönüşler yaşanmıştır. Ama sonra tarih tekrar tekerleğini hep ileriye doğru çevirmiştir. İnsan haklarından yana, basın özgürlüğünden yana dönmüştür tarihin tekerleği.

Tarihi birikimler hem kültür alanında hem de kurumsal olarak kalsa idi geri dönüşler olmayabilirdi.

* * *

Yenigün gazetesi 10 yaşında. Muhteşem bir gece ile kutladı 10. yılını.

Aslında Yenigün 10 yaşında değil, 97 yaşındadır. İlk Yeni Gün Gazetesi 2 Eylül 1918 yılında Yunus Nadi tarafından kurulmuştur. Peyamı-Sabah gazetesi Kurtuluş Savaşı'na karşı yazılar yazarken Yeni Gün gazetesi Kurtuluş Savaşı'nı desteklemiş ve yayınlarında açıkça milli mücadele hareketini desteklediğinden ve 16 Mart işgal günü askerlerimizin şehzade başı karakolunda şehit edilişini yazdığından 17 Mart'ta İngilizler tarafından matbaası basılmış ve Yeni Gün kapatılmıştır. 1924 yılında Yeni Gün Cumhuriyet olmuştur.

Bugünkü Yenigün tüzel kişilik olarak o günkü Yeni Gün değil. Bugünkü Yenigün 10’uncu yıl kutlamalarında herkesin söylediği gibi daha nice 10 yıllar yayında olmalı. Yüzyıllar devirmeli ve bizden sonraki kuşaklar bugünkü gazeteyi kütüphane arşivinden ellerine aldıklarında bizle gurur duymalı.

* * *

Türkiye tarihi sosyolojik-toplumsal kurumlarıyla çok eskilere dayansa da herkes ve her kurum dönemi kendi ile başlattığı için bizde yüz yıllık, bin yıllık kurum ve kuruluşlar yokmuş izlenimi var. Bakın iktidar partisi bile daha 14 yıllık. Kurumların kapısına kilit vurmakla ve kurumları kapatıp yok saymakla, her seferinde başa sarmakla olmuyor. Cumhuriyet'in kurucu partisi CHP bile 12 Eylül 1980'de kapatıldı ve 1992 yılında tekrar açıldı. Bugünkü siyasal yapının yüzlerce yıl öncesine dair dayanakları vardır toplumsal tabanda. Cumhuriyetçilerin de, ulusalcıların da, tarikatların da, devletçi geleneğin de, sınıfsal muhalefetin de dayanakları tarihin içinde var. Biz bunları yok saymakla yok olmuyorlar.

İşte gazetemin 10’uncu yaşında siz sevgili okurlarımla bu vesile ile bu duygularımı paylaşmak istedim. Yaşasın gazetem! Yaşasın Yenigün!