Yayla seni yaylayana ne mutlu!

Yayın Tarihi 15 Temmuz 2015

Genç delikanlı, hem genç hem delikanlı, askerden yeni gelmiş, bu kez çalışmaya gurbete gidiyor, yaylanın başında son bir kez bakıyor, köyde kalan arkadaşlarına sarılmadan önce.

Yaylaya bu son bakışı olduğunu bilmeden bakıyor. Tavkola yaylasının Mamaneles’e bakan uçurum ağzında, gökte yayla kartalı-zere- dönüp duruyor.

“Şırıl şırıl akar yayla suları

Meleşiyor dağda mor kuzuları

Pancara çıkıyor gelin kızları

Yayla seni yaylayana ne mutlu”

Sıra ile arkadaşlarına sarılıyor, vücutları kemiklerini kırarcasına birleşiyor, sanki hiçbir kuvvet onları ayıramayacakmış gibi kaynaşıyor, sonra bir başka arkadaşa sarılmak için kollar tekrar açılıyor. Askerde arkadaşları ile en çok şimdi vedalaştıkları yaylalar türküsünü söylerlerdi. Dilo dilo yaylalar!

“Akan bu sulara uysam da gelsem

Ölürken dahi köyümü bilsem

Yaprak otlarıyla yüzümü silsem

Sıla seni yaylayana ne mutlu”

Vatanı, toprağı, yaylası ne zamandır sıla olmuştu? Ne zaman gurbete çıkmıştı da sıla hasreti içini dağlamıştı. Kendi yurdunda sürgün olanların hikayesiydi henüz bilmediği.

“Şu Keskin dağlara tohum ekiyor

Yaz olunca burcu burcu kokuyor

Gurbetse hasretlik ahın çekiyor

Sıla seni yaylayana ne mutlu” (Şair Şerafettin Keskin)

* * *

Yazar düşünüyordu; Samsun’dan Artvin’e uzanacak yaylaları birbirine bağlayacak otoyolun yapacağı tahribatı düşünüyordu. Karayolunun nasıl olup da yeşil yol projesi diye sunulduğunu düşünüyordu. Karadeniz insanının Karadeniz’den çok İstanbul’da, İzmir’de, Bursa’da yaşadığını düşünüyordu. Gurbetteki Karadenizlilerin yaylalarına sahip çıktıklarında neler olabileceğini düşünüyordu, hele her biri bir Havva ana olurlarsa, diye düşünüyordu.

Hmm, bir de Karadenizlileri Kızılderililer gibi düşünüyordu, toprağa, havaya ve suya bağlılıklarını…

“Bir Kızılderiliyim ve anlamıyorum…
Gökyüzünü, toprağın sıcaklığını nasıl satın alabilirsiniz ya da satarsınız? Bunu anlamak bizler için çok güç! Bu toprakların her parçası halkım için kutsaldır. Çam ağaçlarının parıldayan iğneleri, vızıldayan böcekler, beyaz kumsallı sahiller, karanlık ormanlar ve sabahları çayırları örten buğu; halkımın anılarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık deneylerin bir parçasıdır. Ormanlardaki ağaçların damarlarında dolaşan su, atalarımızın anılarını taşır; biz buna inanırız!”

“Şu gerçeği iyi biliyoruz: Toprak insana değil, insan toprağa aittir! Ve bu dünyadaki her şey, bir ailenin fertlerini birbirine bağlayan kan gibi, ortaktır ve birbirine bağlıdır.”

“Bir gün bakacaksınız gökteki kartallar, dağları örten ormanlar yok olmuş. Yabani atlar ehlileştirilmiş ve her yer insanoğlunun kokusuyla dolmuş! İşte o gün insanoğlu için yaşamın sonu ve varlığını devam ettirebilme mücadelesinin başlangıcı başlamış olacak!..”