Yaşasın Meclis!

Yayın Tarihi 24 Haziran 2015

Türkiye Büyük Millet Meclisi 95’inci yılında 25’inci dönemini dün yeminlerle açtı. Hayırlı uğurlu olsun!

Yazımın başlığına “yaşasın meclis” nidasını atmamın nedeni, sevincimin yanı sıra korkumdan. Meclis ya yaşamayıp, yok olursa!

Yok korkma, Kurtuluş Savaşı döneminde dahi meclis açık kaldı, diyenlere hemen güneyimizdeki Suriye’yi gösteriyorum. Bir şeyin varlığı yokluğunda iyi anlaşılırmış. Ben meclisin varlığını yokluğunda yaşamak istemiyorum. Rahmetli Mehmet Akif Ersoy “Allah bana bir daha Kurtuluş Savaşı şiiri-İstiklal Marşı yazdırmasın” demiş. Ne kadar haklı Mehmet Akif. Şu günlere bakın. Savaşın kıvılcımları sınırımızdan içeri ha girdi, ha girecek. Biz ise Fatih Sultan Mehmet’in Bizans’ı kuşattığında Konstantiniyelilerin ‘melekler erkek mi, dişi mi’ tartışmasına benzer kısır gündemler peşindeyiz.

* * *

Eski düşünce kalıpları ile baktığımızda “uzlaşma” elbette zor, hem de çok zor. Hatta uzlaşmaya hainlik gibi bakanlar bile var.

Şüphesiz hayat çelişkilerle dolu ve bazı çelişkiler uzlaşılmaz. Ama ana çelişki dururken yan ve basit çelişkilerle ömrü sürdürmek, zıtlaşmalardan beslenmek, ve ana çelişkiyi göz ardı etmek ne demek oluyor? Ana çelişki emperyalizmle dünya halkları arasındadır. Emperyalizm böl-parçala-yönet yöntemi ile halklara azgınca saldırıyor, kan döküyor, dönem dönem bir grubu destekliyor, sonra diğer grubu destekliyor, halkları birbiri ile savaştırıyor, kardeşi kardeşe, akrabayı akrabaya, komşuyu komşuya kırdırıyor. Suriye’ye iç savaş ihraç edilmeden önce kardeş olan kavimler, akraba olan aşiretler, farklı dinden ve milliyetten olup birarada yaşayanlar şimdi tali çelişkilerini önlerine koymuş, baş çelişkiyi göz ardı etmiş ve birbirlerini yok ediyor. Bunu bilmek ve görmek bana acı veriyor. Çünkü savaşın sürdüğü topraklarda hem en genel insanlık akrabalarım var, hem de özelde bizim sınırlarımızın tren yolu ile, nehirle, cetvelle çizilen alanlar içinde iki tarafa düşmüş akrabalar, kardeşler var.

Suriye’deki savaşa seyirci kalırsan o gelir seni taaa turizm beldesi Bodrum’da bulur. Savaş bana kadar gelmez dersen, savaş umurunda olmazsa Bodrum sokaklarında parklarda yatan mültecileri, kadın, çocuk, yaşlı savaş mağdurlarını görünce ne yapacağını şaşırırsın ve esas tepki vermen gerekeni görmeyip haksız yere o gariplere tepki verirsin.

* * *

Dün TBMM açılış konuşmasını en yaşlı üye sıfatıyla yapan CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal “uzlaşı” vurgusu yaptı. Baykal: “Uzun bir tek parti yönetimine dayanan iktidar döneminin acı tatlı deneyimleri sonucunda milletimizin kararı, uzlaşmak elbirliği işbirliği yaparak yönetmek doğrultusunda olmuştur" dedi. Deniz Baykal meclis tarihine geçecek konuşmasında şunları vurguladı:

“Birbirinden farklı din inanç ve mezhep kimliklerine farklı etnik kimliklere sahip olmamız, bizi tek ve ortak bir milli siyasi kimlikte birleşip bütünleşmekten alıkoymamıştır, bundan sonra da alıkoymayacaktır.

Din ve inanç özgürlüğü demokratik bir toplumda doğal olarak din ve inanç örgütlenmelerinin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Ama bu durum din ve inanç örgütlerinin sıcak siyaset ve bürokrasi alanlarında mevzilenmeleri sonucunu doğurmamalıdır. Türkiye de yaşanan acı olaylar ve çevremizdeki savaşlar çatışmalar bizi bir kere daha laikliğin önemini keşfetmek durumunda bırakmıştır.”

Yılların tecrübesini Meclis kürsüsünden dile getiren Deniz Baykal hemen herkesin katılacağı şu demokrasi tarifini ve vurgusunu yaptı:

“Demokrasi çeşitli güç merkezlerini kapsayan çoğulcu bir güç yapısının ortaya çıkışıyla ve herkesin birbirine ihtiyacı olduğunu kavramasıyla gerçekleşir. Demokrasi, kudret sahiplerinin lütfu değil mecburiyetidir. TBMM yeni bir demokrasi inşa etmenin çoğulcu alt yapı şartlarına sahiptir. Geçmişte yaşanan gerginliklerin çatışmaların dayatmaların sonucunda ortaya çıkan kutuplaşmayı sürdürmenin şartları artık kalmamıştır. TBMM’nin bunu en iyi şekilde değerlendireceğine inanıyorum. Meclisin bu yapısını iktidar kullanmanın önünde bir engel gibi düşünmemeliyiz. Belki de tam tersine bu Meclis yapısı birbirimizi anlamanın birbirimize saygı göstermenin işbirliği yaparak katılımcı bir demokrasiyi hayata geçirmenin bir fırsatı olarak değerlendirilmelidir.”

* * *

Ya bu deveyi güdeceğiz, ya da yine bu deveyi güdeceğiz…

Hatırlayalım, 2011 meclisinde yemin krizi vardı. BDP ve CHP seçilmiş milletvekillerinin cezaevinde olmasını protesto ederek yemin etmiyordu. Çok sonra sorun aşıldı ve yeminle meclis çalışmaya başladı.

Başka vatanımız yok. Türkiye, Türkiye’den yönetilecek, Amerika’dan, Avrupa’dan değil. İşte bunun için Yaşasın Meclis!