Yalvarış…

Yayın Tarihi 12 Şubat 2021

Seksenli yılların başıydı sanırım. O zamanlar bel fıtığı ameliyatı riskli bir ameliyattı. Babam ameliyat olacağı günün bir önceki akşamı yatmadan önce bizi öpüp vedalaşmıştı…

Dört kişilik çekirdek ailede en küçük ben olduğum için, bana açıklama yapmaktan kaçarlar hatta bir şeyler uydururlardı bu gibi durumlarda. Ama ben her şeyi anlıyordum. Onların bu uğraşlarını boşa gitmemesi için anlamamış gibi yapıyor, yorganın altında sessizce ağlıyordum… Ve dua ediyordum “Allah’ım babam ölmesin!”

Babamı kaybetme korkum, ilk o zaman başladı. Ölüm denen şeyin ayrılık olduğunu biliyordum. Ve o zamandan beri babam için her gece her gün dua ettim… Babam için, annem için sonra ablam ve sırasıyla tüm sevdiklerim için…

Sonrasında hep annem hastalandı. Yatalak yaşadı bir müddet. Epey sürdü hastalıkları. Doktorların biri geliyor biri gidiyordu eve. Yanına gitmiyordum. Neden mi? Kendimi onun yokluğuna alıştırıyordum çocuk aklımla…

Çocukluğum böyle geçti… Ölüm korkusuyla…

Sonra babam pek hastalanmadı öyle. Annemin kronik rahatsızlıkları hep sürdü ama babam beline kuşağını sardı mı bir şeyi kalmazdı!

O zamanlarda başladı benim sevdiklerimi kaybetme korkum. Onlar öleceğine ben öleyim. Bu acıyı hayal ederken bile dayanılmaz bulurdum çünkü. Hatta ergenlik yıllarımda bir karar almıştım kendimce. Hayatımda kimseyi yokluğuna dayanamayacak kadar sevmeyecektim. Ne kadar az insan seversem o kadar az acı çekerdim!

Annemi de çok severim ama babamın kalbimde daha bir yerde farklı olmasının nedeni duygusallığımız ve empati kabiliyetimizin benzemesiydi. Her kız çocuğu gibi kahramanımdı benim! Başım derde girdi mi babam hep arkamdaydı.

Mesela bana akşam dışarıya çıkma demez, ama bir bakarım bara, diskoya hissettirmeden arkamdan gelirdi. Arkadaşlarıma yemekler hazırlar, kız- erkek ayırt etmeden çağırırdı eve… Kızlar babalarına çok düşkün olurlar ve hayatları boyunca gurur duymaları için uğraşırlar. Ben de öyleydim işte. Arkadaşlarımın çoğu babalarından çekinirken ben oturup dertleşirdim...

Kızdığım insanlara, arkadaşlarımın haksızlıklarına isyan ederdim. Bana hep söylediği söz vardı; “Kızım her insan senin istediğin gibi olmaz. Böyle yaparsan yanında insan kalmaz”

Güçlüydü babam, İzmir’in tanınan tüccarlarındandı. Herkese yardım ederdi. Yaşam dolu, insan dolu…

İnsan severdi babam. Ben insanlara olan merhametimi, hoşgörümü babamdan öğrendim.

O insanları sevdi, insanlar da onu…

Hele ben…

 

Bazı insanlar birkaç kere ölür. Yavaş yavaş sindire sindire…

Galiba babam da bizi üzmemek için yavaşça öldü.

Kanseri atlattığında ablam, annem ve ben çok uğraştık. İki ay boyunca, hep birlikte nöbetleşe sabahlamalarımız karşılığını buldu. Babam kurtuldu. Tabii iki ay yaşadığımız stresi anlatamam.

Evde uyurken nefesini dinlerdim babamın. Bazen uyumazdım. Gırtlak kanserini atlattığı için nefesi hırıltılı olurdu bazı geceler.

“Allah’ım babam ölmesin!” Yalvardım Tanrıya hep…

Ama “bunları yaşayacağıma ölürdüm” dedi babam sonraları… Kim bilir neler çekti içinden…

Altı yedi yıl sonra da felç geçirdi. Yine hastane yoğun bakımlar, korku, stres…

Hiç unutmuyorum genç bir kızın yoğun bakımdan çıkarken “babam!” diye hastanedeyi acı çığlıklarıyla inletmesini… Vefattı sanırım. O zaman yine yalvardım Tanrıya; “lütfen lütfen! Benimkini alma dayanamam! “

O zaman da Tanrı sesimi duydu. Altı ay savaş verdikten sonra babamı yürüyerek çıkarmayı başardık hastaneden. Sol kolu tutmuyordu. Olsun! Her işini görüyordu. Yaşıyordu babam meydan okurcasına hem de hayata…

 

Büyük ameliyatlar atlatan insanlar huy değiştirirmiş. Babamda zamanla hem yaşlanıyor ne kadar felçli tarafını görmezden geliyordu. Kendisini eskisi gibi zannediyor, tıpkı çocukta olan enerji ve hevesle her şeyi yapmaya kalkıyordu. Ve tabi düşüyordu…

Zaman acımasız!

Ne zaman babamı ziyarete gitsem içim acıdı. Sonra çok gitmedim. Zaten salgın falan fazlasını kaldıramazdım…

 

Bedenini istediği gibi kullanamayışı, göremeyişi, duyamayışı onu inatçı bencil bir ihtiyara dönüştürdü…

En son gördüğümde bitikti, yorgundu ve özgürlüğüne düşkün babam istediği gibi hareket edemiyordu. Çok mutsuzdu. “Ömür bitti kızım” dedi bana. Sanki vedalaşıyordu, sanki bırak kızım beni gideyim diyordu gözleriyle… “Eyvah” dedim. İçimden “gelecek günlerde yaşarsa yatağa mahkum olacak belli”

Yakışır mı babama! Özgürlüğüne düşkün adama…

Bu kez farklı bir dua ettim Tanrıya…