WALDEN gölü kıyısında…

Yayın Tarihi 31 Ocak 2018

WALDEN gölü kıyısında…

 

Kuzey Amerika  ormanlarından bildiriyorum…

Hani bazen her şeyi bırakıp gidesi geliyor ya insanın…Sizin de olmuştur öyle anları, değil mi?

Gitmek, ama nereye? Kiminle?

Yoksa yalnız başına mı? Sen gidersen yalnızlığın peşinden gelir mi?

Niye gitmek ister insan? Savaşlardan kaçmak için mi? Kötülüklerden, haksızlıklardan, hırsızlıklardan, sömürüden, aşksızlıklardan, sevgisizliklerden…

 

                        *   *   *

 

Henry David Thoreau,1845 yılının Mart ayında Walden Ormanlarında gölün kıyısında ağaçtan barınak yaptı ve iki yıl yalnız başına burada yaşadı.

Ödemeyi reddettiği vergi borcu hapse çevrildi ve hapiste geçirdiği gece onu buraya, Walden’e kaçmaya, burada yaşamaya, yalnız başına vergisiz, telaşsız, kaygısız yaşama adım atmaya karar verdirdi.

Amerikalı filozof, şair, tarihçi, kölelik karşıtı, vergi direnişçisi, kalkınma eleştirmeni, natüralist tanımlamalarına yol açan gelişmeler böyle başlıyordu.

“Neden başarılı olmak için çaresiz bir acele içinde olmalıyız, hem de çaresiz teşebbüslerle?” diye soruyordu kendi kendine.

 

                      *   *   *

 

“Kedere bir övgü yazmak değil niyetim, sadece seher vaktinde tüneğinde dikilen bir horoz gibi kuvvetle ötüp komşularımı uyandırmak.”

 

               *   *   *

 

Walden’de sevgili Thoro ile kar üstünde yaptığımız yürüyüşlerde insanlığın başından beri barınmak, karnını doyurmak, giyinmek, asgari yaşam ile lüks içinde yaşamak arasında sıkışmak, ve ölmek üzerine saatlerce ve günler ve gecelerce konuşmuşluğumuz oldu. Ve derin uykulara daldığımızda “genellikle kırmızı bir sincap, sanki ormandan sırf bu amaçla gelmiş gibi, çatının üstüyle evin etrafında aşağı yukarı volta atarak gün doğarken bizi uyandırırdı.”

 

                         *   *   *

 

 “sivil itaatsizlik”

 

Buydu ihtiyacımız olan. Bu muydu? Bizi Walden gölü kıyısına götüren ve oradan sivil itaatsizlikle çıkaran süreç buydu. 

Gandhi’nin,Tolstoy ve Martin Luther King’in ilham aldığı süreç Walden gölünde sincapların bir yöne kaçışması, sonra anlamsız şekilde bir de durup takla atması ve yine anlamsız şekilde başka yöne seğirtmesi, sonra yine anlamsız şekilde dönüp sana bakması günlerinde başladı.

Ekonomi, sesler, yalnızlık, kasaba, göller, komşular, ısınma, kış hayvanları, barınmak, giyinmek, beslenmek,…

Walden gölünün kıyısında iki yıl iki ay boyunca yalnız yaşadı. Neden yanına bir hayat arkadaşı, soğuk gecelerde sarınıp sohbet edeceği, saçlarını okşayacağı, gözlerinin içine balacağı bir gönüldaşını almadı, bilemiyorum-ben olsaydım alırdım- Döndüğünde,  uygar hayatın içinde kendini misafir olarak tanımladı.

“Kimileri ne yediğimi, kendimi yalnız hissedip hissetmediğimi, korkup korkmadığımı ve buna benzer başka sorular sordular..”

“Çoğu insan, nispeten özgür olan bu ülkede bile, mutlak cehaletle yanılgı sonucu, sahte kaygılarla ve yersizce canlarına dişine taktıkları bir hayat gailesiyle öyle çok meşgul oluyor ki hayatın daha güzel meyvelerini toplayamıyor.

Hakikaten çalışan insan emeği pazarda değer kaybedeceğinden gerçek bir bütünlük için ihtiyaç duyduğu boş vakte gün geçtikçe daha az sahip olabiliyor; insanlarla kurulan en insanca ilişkileri sürdürmeye zaman bulamıyor. Bir makineden başka bir şey olabilmeye zamanı yok.

 

Ne kendimize ne de başkalarına nazik davranıyoruz.”

 

                                        *   *   *

 

“Gözlerimizi kör eden ışık bizlere karanlıktır. Sadece uyanık olduğumuz o gün şafak söker. Doğacak daha çok gün var. Güneş sabah yıldızından başka bir şey değildir.” Son. Walden’den selamlar.