Vekâlet veren ile vekil arasındaki hukuki ilişki

Yayın Tarihi 03 Eylül 2020

Günlük hayatımızda birçok işlemi vekil vasıtasıyla yaptırıyoruz. Örneğin bir aracınızı veya bir taşınmazınızı satması için herhangi bir kişiyi, bir davanızı yürütmek için bir avukatı veya mali işlerinizi yürütmek üzere mali müşavirinizi vekil tayin ediyor ya da şirketinizi idare etmek için bir temsilci tayin ediyorsunuzdur.

Günlük hayatımızda birçok işlemi vekil vasıtasıyla yaptırıyoruz. Örneğin bir aracınızı veya bir taşınmazınızı satması için herhangi bir kişiyi, bir davanızı yürütmek için bir avukatı veya mali işlerinizi yürütmek üzere mali müşavirinizi vekil tayin ediyor ya da şirketinizi idare etmek için bir temsilci tayin ediyorsunuzdur. Tüm bu ve benzeri ilişkiler temelde vekâlet ilişkisidir. Birçok mevzuatta asil ile vekil veya temsilci arasındaki ilişkiler düzenlenmiştir; ancak hüküm bulunmayan konularda Türk Borçlar Kanununun vekâlet hükümleri uygulanır.

Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. Ancak, vekil özel olarak yetkilendirilmemiş ise dava açamaz, sulh olamaz, hakeme başvuramaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, bağışlama yapamaz, kefil olamaz, taşınmazı devredemez ve rehin gibi bir hak ile sınırlandıramaz, alternatif uyuşmazlık çözüm yollarına, arabuluculuğa başvuramaz veya arabuluculuk toplantılarına katılamaz, hâkimi reddedemez, davanın tamamını ıslah edemez, yemin teklif edemez, yemini kabul, iade veya reddedemez, başkasını vekil tayin (tevkil) edemez, haczi kaldıramaz, vekil edenin iflasını isteyemez, tahkim ve hakem sözleşmesi yapamaz, konkordato veya sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılması teklifinde bulunamaz ve bunlara muvafakat veremez, davadan veya kanun yollarından feragat edemez, karşı tarafı ibra ve davasını kabul edemez, yargılamanın iadesi yoluna gidemez, hâkimlerin fiilleri sebebiyle Devlet aleyhine tazminat davası açamaz, hangileri hakkında yetki verildiği açıklanmadıkça kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarla ilgili davaları açamaz ve takip edemez, para çekemez (ahzu kabz), müşteri sırrı nedeniyle bankalardan müşterisinin hesaplarına ilişkin bilgi alamaz.

O nedenle de birisine vekâletname verir iken mutlaka kontrol edilmesi, vekilin kullanmayacağı yetkilerin verilmemesi gerekir. Hatta vekâletnameler sadece yapılacak işle sınırlı olarak süreli de verilebilir.

Bunu karşılaştığım somut bir örnekle açıklamak isterim. Araç almak isteyen birisi galericiye parasını ödeyerek bir araç satın alma konusunda anlaşmış, satış işleminin yapılması ve ruhsat işlemlerinin takibi için halk arasında trafik takipçisi dediğimiz birisine vekâletname vermiş. Vekâletnamedeki yetkiler ise adıma dilediği araçları satın almak, bankaya kredi başvurusunda bulunmak, adıma kayıtlı olan araçları veya satın alınacak araçları bankaya rehin vermek, bankalarca adıma tahsis edilecek kredileri bankalardan tahsil etmek, emre muharrer senet düzenlemek, ciro etmek, kambiyo taahhüdünde bulunmak, …vs daha birçok yetki vermiş. Art niyetli birisine bu vekâletnamenin verildiğini düşünün. Bu son derece riskli ve tehlikelidir. Böyle bir durumda yapılacak tek iş noter vasıtasıyla derhal bu vekâletnameden azilname göndertip, yapılması istenen işlerle sınırlı yeni bir vekâletname düzenlenmesidir. Araç alımı sadece bir örnektir. Bu rahatlığı ve özensizliği birçok olayda görmek mümkündür.

Sorun yaratan bir hususta vekil eden ile vekilin karşılıklı borçlarıdır. Vekil, vekâlet verenin istemi üzerine yürüttüğü işin hesabını vermek ve vekâletle ilişkili olarak aldıklarını vekâlet verene vermekle yükümlüdür. Vekil, vekâlet verene tesliminde geciktiği paranın faizini de ödemekle yükümlüdür.

Bunu bir örnekle açıklayalım. Örneğin siz bir esnafsınız ve şehir dışındaki başka bir esnaf tanıdığınız Size aracını satmanız için vekâletname gönderdi ve Sizde vekil sıfatıyla aracı sattınız. Tahsil ettiğiniz araç bedelini de vekil edene elden ödediniz varsayalım. Bu durumda iki sıkıntı ile karşı karşıya kalabilirsiniz. Birincisi 323 no.lu VUK Genel Tebliği gereğince 7.000 TL’yi aşan ödemelerin banka aracılığı ile yapılması gerekir. Bu yönüyle vergi dairesinin yaptırımıyla karşılaşabilirsiniz. İkincisi ise vekil eden parayı almadığını öne sürerse 4.480  TL’yi aşan uyuşmazlıklar –istisnai durumlar hariç- tanıkla ispat edilemediğinden ödediğinizi bir daha ödemek zorunda kalabilir veya aleyhinize takip yapılması ve malvarlığınıza haciz konulması durumuyla karşılaşabilirsiniz. Böyle bir durumla karşılaşmamak için vekalet verenin parayı aldığına dair kendi el yazısıyla ve huzurunuzda imzalayacağı bir belgeye bağlamanız, eğer uzakta ise noter vasıtasıyla parayı aldığına dair bir beyanını almanızı öneririm.

Vekâlet verenin borçları ise, vekilin yaptığı giderleri ödemek ve bunu bir ücret karşılığı yapıyorsa ücretini ödemektir.

Vekilin, kendi adına ve vekâlet veren hesabına gördüğü işlerden doğan üçüncü kişilerdeki alacağı, vekâlet verenin vekile karşı bütün borçlarını ifa ettiği anda, kendiliğinden vekâlet verene geçer. Vekilin iflası hâlinde vekâlet veren, bu alacağın kendisine geçmiş olduğunu iflas masasına karşı da ileri sürebilir. Keza vekâlet veren, vekilin kendi adına ve vekâlet veren hesabına edinmiş olduğu taşınır eşyanın iflas masasından ayrılarak kendisine verilmesini isteyebilir. Vekilin sahip olduğu hapis hakkından iflas masası da yararlanır.

Vekâlet veren ve vekil, her zaman sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirebilir. Ancak, uygun olmayan zamanda sözleşmeyi sona erdiren taraf, diğerinin bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.

Sözleşmeden veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça sözleşme, vekilin veya vekâlet verenin ölümü, ehliyetini kaybetmesi ya da iflası ile kendiliğinden sona ermiş olur. Bu hüküm, taraflardan birinin tüzel kişi olması durumunda, bu tüzel kişiliğin sona ermesinde de uygulanır. Vekâletin sona ermesi vekâlet verenin menfaatlerini tehlikeye düşürüyorsa, vekâlet veren veya mirasçısı ya da temsilcisi, işleri kendi başına görebilecek duruma gelinceye kadar, vekil veya mirasçısı ya da temsilcisi, vekâleti ifaya devam etmekle yükümlüdür.

Vekilin sözleşmenin sona erdiğini öğrenmeden önce yaptığı işlerden ise vekâlet veren ya da mirasçıları sözleşme devam ediyormuş gibi sorumludur.