Vali ile belediye başkanı arasındaki güven krizi!

Yayın Tarihi 13 Mayıs 2014

İzmir Valisi Mustafa Toprak ile İzmir Bütünşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu arasında bir güven krizi yaşanıyor!

Bu güven bunalımını aşan güven krizi nasıl çözülecek?

Bu kriz çözülmeden İzmir’de ahenkli, uyumlu, koordineli kent çalışması yapılamayacak.

* * *

Krizin doruk noktası önceki günkü kapanan Özel İdare’ye ait malların-gayrimenkuller ve menkuller- hangi kurumlara devredileceğine dair toplanan komisyonda yaşandı. Aziz Kocaoğlu ve ekibi toplantıyı terk etti. Dün Şato’da düzenlediği basın toplantısında komisyon toplantısını terk ediş gerekçelerini açıklayan Aziz Kocaoğlu basından destek istedi.

Şimdi basının bir kısmı belediyeyi, bir kısmı valiliği tutarsa olmaz. İşin içinden çıkılmaz. Peki, ne yapmalı? Ben baroda da uzlaşmacıyım. Çatışmacı kültürden uzlaşmacı kültüre geçmek için yıllardır felsefi, kültürel, hukuki, yazınsal çaba sarf ediyorum. Uzlaşma teslim olmak değildir. Uzlaşma “onarıcı adalettir.”

Tarafların çıkan sonuçtan o sonucu birlikte ürettikleri için asgari tatmin oldukları bir süreçtir.

* * *

İzmir’de önceki valiler, örneğin rahmetli Hüseyin Öğütçen, sonra örneğin Vecdi Gönül, Kutlu Aktaş, Alaattin Yüksel, Oğuz Kaan Köksal, Mustafa Cahit Kıraç vs. ile belediye başkanları arasında örneğin Burhan Özfatura, Yüksel Çakmur, Ahmet Piriştina vs. böylesi boyutta bir kriz yaşandığını hatırlamıyorum.

Sayın Vali Mustafa Toprak EXPO 2020 adaylığı sürecinde oylamaya kısa bir zaman kala İzmir’e sürpriz bir şekilde atandı. Zamanlama yanlıştı. Nitekim yanlışlığını bütün kamuoyu kabul etti, EXPO kaybedildi. Neyse biz önümüze bakalım dendi ama bu kez de İBB Başkanı ile bir türlü yıldızları barışmadı. Yıldız barışmaması Özel İdare mallarının paylaşımından evvel de çeşitli konularda kendini gösterdi. Hatırlarsanız jeotermal enerji şirketinin Dikili için Aziz Kocaoğlu’nun istediği desteğin verilmemesi üzerine de tartışma yaşanmış ve Kocaoğlu toplantıyı terk etmişti. Sayın vali o zaman Kocaoğlu’nun tepkisini “şekeri yükseldi” diye geçiştirmek istemişti. Oysa konunun veya konuların şeker yükselmesi ile ilgisi yoktu. Veya biz şeker yükselmesine bakacağımıza o şekerin neden yükseldiğine bakmamız gerekiyordu. Kocaoğlu kendi şahsi nedeniyle mi şekeri yükseliyordu yoksa İzmirlinin haklarını savunduğu için mi şekeri yükseliyordu? Kimse ile şahsi bir hesabı olamayacağına göre…

* * *

Bu tespitler ışığında aradaki güven bunalımını, güven krizini aşmanın yolu şudur: Konu kişisel olmadığına göre her iki üst düzey yöneticinin de kente hizmetini sorgulamadığımıza göre hukuki uzlaşma çözümdür.

Hukuki zemin ise şudur: Aziz Kocaoğlu’nun ‘zihniyetle mücadele edeceğiz’ dediğidir. Nedir zihniyet. Zihniyet de kişisel değildir. Zihniyet: Vesayettir!

Belediyeler üzerinde merkezi yönetimin vesayeti devam etmektedir. Belediyeleri biz bir türlü vesayet rejiminden kurtaramadık. Korkularımız yüzünden kurtulamadık.

Yazımın geldiği noktadan konuşmaya, tartışmaya başlamak gerek. Önce vesayet rejimin çözeceğiz sonra Özel İdare’nin mallarını rahatça ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına dağıtabiliriz.

* * *

Konuyu kişisellikten çıkarmanın yolu bu. Sayın Başkan Aziz Kocaoğlu, Başbakan’a ve Cumhurbaşkanı’na özel mektuplarla zaman zaman İzmir’in çeşitli konularını aktardığını söylüyor.

Özel mektuplara cevaplar verildi mi? Bazı cevapların miting meydanlarından verildiğine şahit olduk. Böyle olacağına yani özel mektuplar yerine resmi dilekçeler ve eski konuyu açan dosyalarla Başbakanlığın ve Cumhurbaşkanlığının kalemlerinden sayı numara almak kaydı ile başvurulsa daha hukuki olmaz mı?

Resmi yazıya resmi cevap gelir ve biz de konuyu siyasi mülahazaların dışında değerlendirmiş oluruz.

* * *

Bu konuya devam edeceğim, ama bu günlük son satır olarak şunu yazayım; bence de İzmirlinin malı İzmir’de kalmalı, İzmirli de kalmalıdır. Bu sözün açılımı da yerel yönetimde kalmalıdır. (Devam edecek)