Uçsa ne olur ? Konsa ne olur?

Yayın Tarihi 18 Eylül 2020

‘Yüksek ve sarp bir kayalıkta, ancak iki ayağımın sığabileceği, dar bir çıkıntıda, dört bir yanım uçurumlar, okyanuslar, sonsuz bir gece, sonsuz bir yalnızlık ve hiç bitmeyecek bir fırtınayla sarılmış durumda yaşamak zorunda olsam ve bütün ömrümce, bin yıl boyunca, hatta sonsuza kadar o bir karış toprakta durmamda gerekse o şekilde yaşamak, şu anda bir yarım saat içinde ölecek olmaktan çok daha iyidir.’ Yeter ki yaşayayım!”

‘Yüksek ve sarp bir kayalıkta, ancak iki ayağımın sığabileceği, dar bir çıkıntıda, dört bir yanım uçurumlar, okyanuslar, sonsuz bir gece, sonsuz bir yalnızlık ve hiç bitmeyecek bir fırtınayla sarılmış durumda yaşamak zorunda olsam ve bütün ömrümce, bin yıl boyunca, hatta sonsuza kadar o bir karış toprakta durmamda gerekse o şekilde yaşamak, şu anda bir yarım saat içinde ölecek olmaktan çok daha iyidir.’ Yeter ki yaşayayım!”

Bu sözler, 1866 yılı Çarlık Rusya’sını yansıtan ‘Suç ve Ceza’da geçer. Romanın başkarakteri Raskolnikov’un ağzından, Dostoyevski’nin 28 yaşında yaşadığı idamdan kurtuluşunun ardından hissettiği duyguları öğreniriz.

Şu an dünyada 58 ülkede idam yasası uygulanıyor!

İdam cezaları olduğu sürece toplumların gelişmesinden bahsedilemez. Siz azılı bir katilleri, sapıkları, hırsızları ya da adi suçluları kontrol altına alamıyorsanız öldürerek çözüm bulamazsınız. Zor, çok zor insanlığı, düzeni idare etmek. Ama öldürerek bir çözüm bulmak o toplumun ilkelliğinin kanıtıdır.

Hele düşünceden dolayı öldürülmek! Uçan otomobil yapsanız ne olacak, düşünemeyen kör beyinli toplumlar uçsa ne olur konsa ne olur! Televizyonda yine tartışılıyor. Hem de birkaç kanalda. Türkiye’nin yakın tarihine gidiyor aklım.

27 Mayıs 1960’da askerin yönetime el koyması ile Türkiye Cumhuriyeti’nin eski başbakanı

Adnan Menderes,

Dışişleri bakanı Fatih Rüştü Zorlu,

Maliye bakanı Hasan Polatkan…

Suçları her ne idiyse idam edildiler…

Sonra, 1972 yılında idam edilen üç devrimci genç vardı...

Hala yasını tutar dururuz. Ben doğmamışım o zamanlar, ama hüzün çöker yüreğime, okudukça, yetmiş iki yıllarındaki emperyalizme karşı çıkan Atatürk çocuklarının hikayesini... Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan ve diğerleri… Üstelik de haklı oldukları yıllar sonra bile tescillenmişken!

Nasıl kıydınız onlara?

Atatürk’ün çocuklarını hem de Atatürk’ün ülkesinde? Siz nasıl seyrettiniz Türk Halkı, her şey olup biterken?

Ben doğdum, büyüdüm ben de seyrediyorum şimdi? Ne değişti televizyonlarda…

İdamlar kalktı ama o idam kararlarını veren zihniyetler değişmedi!

Tecavüzcü, hırsız, katil, düşünce suçlularının cezaları değişmedi… Peki onlara niye merhamet? İnsanlar yaralı, toplum yaralı…

Dengesiz sistem, dengesiz cezalar. Trajikomik, birtoplumuz!Biraz komik daha çok trajik…

Bu insanlara idam kararı verenler, daha sonra aynı insanların adını büyük meydanlara,parklara,sokaklara verdiler… Madem pişman olacaktınız niye astınız!

Fikir ayrılıkları her toplumda tarih boyunca var. İdamlar da tarih boyunca ilkel toplumlarda var.

Türkiye ilerleyecekse başka medeni cezalar bulabilir, bulur!

Toplumlar değişiyor, teknoloji gelişiyor, kültürler birleşiyor,

Virüsler bile kendini değiştiriyor!

Otomobiller uçuyor,

Adalet de büyümeli…

Daha yaratıcı ve aynı zamanda içimize biraz olsun su serptiren cezalar niye gelişmesin?

Medeni cezalar! Suçlu görüp astıklarımızı, haklı oldukları anlaşılınca; vicdan azabından adını oraya buraya vermeyeceğimiz, gerçek suçlulara gerçek cezalar!

Türkiye de kara bir lekedir idamlar…

Toplumdaki ahlak ve asayişi sağlayamadığınızda idam diye bağırmayın!

Bu kadar çaresiz ve ilkel olmayın. İlim ve irfana sığının. Sistemler de arıza yapabiliyor zamanla,siz de sonradan, sistemin kurbanı olmayın…