Türkiye gibiyim!

Yayın Tarihi 10 Haziran 2016

7 Haziran 2015 seçimleri sonrası ülkede iktidar değişimi tablosu ortaya çıkınca bir anda, AKP iktidarının hesapları değişti. Koalisyon sürüncemesi ile birlikte kafadaki seçimin tekrarlanması ihtimali ön plana çıkarıldı. Ama bir gerekçe lazımdı. Hepinizin malumu “400 milletvekili verseydiniz böyle olmazdı” diye açıklama yapan Cumhurbaşkanı, terör olayları ile ilgili halka bir mesaj göndermişti. Akabinde Kasım ayında seçimler yenilendi.

Ve terör bitirilecek diye beklenirken savaşlarda bile kaybedilmediği kadar şehit sayısına ulaşıldı.  Şehit isimleri artık unutulur, şehit sayılarının artık konuşulduğu günler yaşar hale geldik. Doğu ve güneydoğudan gelen şehit haberleri, yavaş yavaş büyükşehirlere taşınır oldu. En son İstanbul’da Vezneciler’de 6 polisimiz ve 6 vatandaşımız şehit oldu. Yaralı sayıları konusunda sağlıklı bir bilgi yok. Ölen sivil vatandaşlarımızın isimleri de kamuoyunda pek dillendirilmediği için bilinemiyor.

İktidar yine hep bir ağızdan “Lanetliyoruz” açıklaması yapıyor. Ama ölenler öldükleri ile kaldılar. Şehit haberleri gelmeye devam ediyor. Ki görünen de terör olayları durmayacak gibi görünüyor.

Vezneciler’de şehit olan polis cenazesine katılan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun önüne, camide cenaze namazı sırasında mermi atılıyor. Ki mermiyi atan kişi Devlet erkânının önünden geçerek gelip Kılıçdaroğlu’nun önüne hiç çekinmeden mermi bırakabiliyor. Mermi bırakma anlamının ölüm tehdidi olduğunu herkes biliyor. Bu olay Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’a yapılsa ne olurdu? Güvenlikler, korumalar veya emniyet nasıl derdest ederdi? Ama ana muhalefet partisi liderine yapılınca bireysel bir hareket diye dillendirilebiliyor. Ayrı bir durum daha var ki, çevik kuvvet polisi yelekli biri de Kılıçdaroğlu’nu protesto edebiliyor. Ana muhalefet partisi lideri, bir gün önce bir televizyon kanalında konuşurken, “Cezaevleri araştırma komisyonu üyesi arkadaşlarımız cezaevlerinde, PKK’lı, DHKPC’li, kader mahkumları, dini tarikat ve örgütten içerde yatanları, kısacası tüm cezaevi mahkumlarını ziyaret ediyor” ifadesini, iktidar partisi yandaşları, havuz medyası ve akabinde bizi şoke eden bir de Cumhurbaşkanı bile çok farklı bir noktaya çekmeye başladı. Sanki hastanelerde Kılıçdaroğlu’nu terör örgütü mensuplarını hasta yataklarında ziyaret etmiş gibi anlatmaya başladılar. Garip değil mi? Başka bir gariplik de terör örgütü mensupları hastaneye kolay kolay getirilmez, getirilse bile güvenlik güçlerinden başkası ile görüştürülmez. Akşam programları, haberleri ve konuşmaları yakinen takip edince bu olanları görünce “Aman Allahım bari Ramazan ayında yapmayın bunları, bunlara gıybet denmez mi arkadaşım?” diyesim geldi.

Bu arada CHP örgütleri, gelişmeler ışığında AKP’yi protesto etmek için farklı etkinlikler ve basın toplantıları düzenlediler. İzmir İl başkanlığının çağrısı üzerine Adliye binası önünde toplanan partililerle,  İl başkanı Alaattin Yüksel, yanında Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, ilçe başkanları, Balçova, Çiğli, Bornova belediye başkanları, birlikte basın toplantısı gerçekleştirerek Kılıçdaroğlu’na yapılan çirkin saldırıyı lanetlediler.  Ofisime dönerken yolda birkaç dostla karşılaştık. Nasılsınız? diye sorunca düşündüm; nasılım acaba? diye… Ancak “Türkiye gibiyim” diye cevap verebildim.

NOT; CHP İl Başkanlığı’nın Adliye önünde düzenlediği basın toplantısında gözüm 22 ilçe belediye başkanını aradı. Sadece 3 belediye başkanını adliye binası önünde görebildim. Bu durum bana biraz manidar geldi. Acaba Genel Başkanlarına ölüm tehdidinde bulunulmasını protesto etmeye gelemeyecek kadar önemli ne işleri vardı? Hadi metropol dışındaki ilçe belediye başkanlarının gelemeyişini uzaklığa bağlayabiliriz de, Bayraklı’da yapılan bu eyleme burnunun dibinde olmasına rağmen, Bayraklı Belediye Başkanı’nın bile katılmayışının gerekçesi ne olabilirdi?