Türk siyasetinde 'üslup' kirliliği

Yayın Tarihi 31 Ocak 2018

Türk siyasetinde ‘üslup’ kirliliği

 

Dönem dönem siyasette, siyasiler arasında sert tartışmalar ve atışmalar olmuştur. Lakin son yıllarda yaşanan siyasi gerilimler, siyasi üslupsuzluğu da bünyesinde taşır hale geldi.

Türk siyasetinin tavanında konuşma ve eleştiri yarışı, üslubun giderek bozulmasıyla bugün “kabul edilemez” hâle geldi. Türkiye'nin yakıcı iç ve dış meselelerle karşı karşıya olduğu bir dönemde, siyasetteki “hakareti de çok aşan” üslup, ülkede gerilimi arttırıyor ve tabana da yayılıyor.

Siyasetçiler birbirlerine demediklerini bırakmazken, siyasetin vizyonu, “bu çirkin polemik üslubu içinde” daralıyor, toplum psikolojisi olumsuz yönde etkileniyor, enerji ve zaman kaybediliyor.

Unutulmamalı ki siyaset, her şeyden önce bir ölçü ve kıyas sorunudur.

Herkesin sözünde, davranışında ve yargısında insaflı ve ölçülü olması esastır. Özellikle devlet adamlarının ve siyasi önderlerin herkesten daha çok bu ilke ve değerlere bağlı olması gerekir. Yalnız kendini temsil edenlerin sorumluluğuyla kurumları ve toplumları temsil edenlerin sorumluluğu aynı değildir.

Siyasi seviyesizlik ve üslupsuzluğun en önemli nedenlerinden birisi de siyasilerin kelime hazinesinin zayıflığından kaynaklanmaktadır.

Türkçeyi kullanma zorluğu çekenler, kavram kıtlığı olanlar saldırgan ve üslupsuz söylemlerle yetersizliğini kapatmaya çalışmaktadır.

Öfkelerine yenilen siyasiler ölçülü olmaktan, sınırlara riayetten ve saygılı olmaktan söz ederken ağzından çıkanı duymazlar nedense…

Önyargı ve tahammülsüzlükleri övmeyi değil dövmeyi siyaset edindirir onlara…

Son zamanlarda “Hainler, vicdansızlar, ahlaksızlar, şerefsizler, namussuzlar, riyakarlar, soytarılar, alçaklar, müfteriler" gibi çok sık duyduğumuz ithamlar ve hakaretler artık kabul edilir bir üslup haline gelmiştir.

İktidarı ve muhalefetiyle Türk siyasetinde görülen bu seviyesiz üslup, ülkedeki siyasi seviyeyi gösteren önemli kriterdir aslında…

Türk siyasetindeki en büyük sorun, kişilerin kendi inanmadıkları şeylere başkalarını inandırmaya çalışmalarıdır. Çünkü kim saygı, sevgi, hoşgörü, tolerans, empati vb.. kavramları kullanıyorsa, bilin ki aslında herkesten daha çok onların bu değerlere ihtiyacı vardır.

Malesef Türkiye'de hakaret ve seviyesizlik içeren üslubun çok fazla müşterisi vardır. Siyasilerin üslupsuzlukta yarışmalarının bir nedeni de budur. Seviyesizliğin baş tacı edildiği yerde, kalitenin de yok olması doğaldır. Halbuki siyaseti erdemli kılan, onun zarafet, estetik ve nezaketle ilgili yanıdır.

Kişisel hesaplaşmaların merkeze alınması, her bir demeç ve söylevin intikam aracına dönüştürülmesinin tek sonucu toplumun kamplara bölünmesi ve kutuplaştırılmasıdır.

Dahası bu sorumsuz davranış, var olan toplumsal gerginlikleri daha da tırmandırarak yeni düşmanlıklar yaratmaktadır.

İnsanların yalan söyledikleri, karşısındakini ikna edecek doğru girişimleri olmadığı zamanlarda kullandıkları uygulamadan başka bir şey değildir üslubu sertleştirmek.

İşte, siyasilerimizin sırf duygusal tatmin amaçlı bu bencil ve hırslı yaklaşımlarının bizlere kazandırdıkları bunlardan ibarettir.

Ama bu gidiş, iyi bir gidiş değildir. Bu üslubun derhal değişmesi lazımdır.