Turgut Uyar anısına…

Yayın Tarihi 24 Ağustos 2016

Acının bütün derinliklerini kalemiyle yüreklerimize kazımış, 22 Ağustos 1985 yılında kaybettiğimiz büyük Türk şairi Turgut Uyar’ı otuzbirinci ölüm yıl dönümünde beraberce yad edelim istedim…

 

Türk edebiyatının ölümsüz şairlerinden Turgut Uyar harita subayı bir babanın oğlu olarak 4 Ağustos 1927′de doğdu. Ve yine bir ağustos günü, ayın 22′sinde ayrıldı aramızdan…

 

Turgut Uyar’ın babası Hayri Bey, bir subaydır ve uzun yillar boyunca ailesinden uzakta yaşamak zorunda kalmıştır. Hayri Bey’in bu durumu Turgut Uyar’ı o yıllarda etkilemiş, kendisinin o yıllarda naif bir kişiliğe sahip olmasına sebep olmuştur belki de…

 

Yaşamı boyunca peşini bırakmayan bu ruh hali babasının vefatı sonrası büyük bir hüzne dönüşür ve şiirlerine yansırTurgut Uyar’ın…

 

Yatılı askeri lise ve hemen ardından genç bir subay olarak Anadolu’da baba mesleğini sürdürse de mutsuzdu

Turgut Uyar…

 

Daha sonraki yıllarda bu mutsuzluğunu “Asker okullarında hiç mutlu olmadım. Genellikle yatılı okullarda mutlu olan çocuk yoktur sanıyorum. “ diyerek dile getirmiştir.

Ama ‘asker’ olamaz bir türlü, ne karakteri uygundur buna ne de dünya görüşü. Yıllar sonra yazdığı şiirde, “Ben severim omuzlarımı bir gün / Sırmaları, apoletleri olmasa da” diyecektir.

1949′da ilk şiir kitabı yayımlanır. Ve bu tarihten sonra bir şiirin bittiği noktada diğerine başlar, ilhama inanmaz. Böylece tüm şiir sevenlerin hayatında iz bırakır.

 

Hayatını dönüm noktalarından birisi de Tomris Uyar ile olan tanışmasıdr. Turgut Uyar’ın yazma sürecinin hem mesafe hem de anlayış olarak en yakın tanığı Tomris Uyar olur.
 

Ne tesadüf ki Tomris Uyar’da başka büyük şair olan Cemal Süreya ile birlikteliğini yeni noktalamıştır.

 

60′ların başında üç çocuğunun annesi Yezdan Hanım’dan boşanır Turgut Uyar…

 

1966 yılında başlayan ilişki, 1969′da nikahla resmiyet kazanır. Uyar’ın 1985′te ölümüne dek süren bu evlilikten bir de oğulları olur: Hayri Turgut.

 

Oğluna kendi ismini vermesi ne kibrindendir ne de yaratıcılığının sığlığından. Yıllarca dolaştığı Anadolu’da böyle bir gelenek olduğunu görmüş ve daha baştan oğluyla adaş olmayı kafasına koymuştur. İlk oğluna Turgut ismini koymaması ola ki ilk eşi Yezdan Hanım’ın muhalefetindendir.

Tomris Uyar yalnızca eşi, arkadaşı, edebiyatını paylaştığı meslektaşı olmaz onun için; aynı zamanda ‘dünyaya açılan pencere’sidir. Çünkü pek de sosyal biri denemez Turgut Uyar için. Ne çok güleryüzlüdür ne de çok konuşkan. Başkalarıyla iletişimi hep Tomris Uyar kurar. Neredeyse her akşam evden eksik olmayan konuklar Tomris Hanım’ın ziyaretçileridir çoğunlukla.


1984 yılı sonun başlangıcıdır Turgut Uyar için. Siroz hastalığına yakalanır. Ama doktora gitmeye yanaşmaz. ‘Uzun’ ve ‘zahmetli’ olan ölümünü neredeyse istediği izlenimi uyandırır yakınlarında.

 

Ölümü yaşamın bir parçası olarak gören şair, 22 Ağustos 1985’te ölümsüzlüğe doğru yol alır.

Yayımlanan şiirleri dışında arkasında bilerek hiçbir şey bırakmaz.

 

Eşi Tomris Uyar, vasiyetine uygun olarak (“Öldüğümde el yazısıyla tek şiirim kalmayacak arkamda” demiştir) beğendiklerini bile atar.

Geriye kalan şiirler 2002′de “Büyük Saat” başlığıyla yayımlanır.

Refik Durbaş‘ın Uyar’ın ölümünün ardından yazdığı gibi, “Hayatının ‘Büyük Saat’i dursa da şiirinin ‘Büyük Saat’i sürekli işleyecektir”.

 

Işıklar içinde uyu Turgut Uyar….