Tunç Soyer’in dansı

Yayın Tarihi 16 Eylül 2019

“Bugünlerde şamata çok… (Herhalde övünmek sayılmaz) kulaklarım, Mülkiye’den edindiğim siyasi terbiye gereği kuru gürültüye itibar etmeyecek kadar duyarlı.

“Bugünlerde şamata çok… 
(Herhalde övünmek sayılmaz) kulaklarım, Mülkiye’den edindiğim siyasi terbiye gereği kuru gürültüye itibar etmeyecek kadar duyarlı.
Tunç Bey gençlerle düz duvarlara tırmanıyor, yüzüyor, saksofonla inek güdüyor, bisiklete biniyor... Ekrem bey, ağaca çıkıp kiraz topluyor, marş çalan orkestraya şeflik yapıyor, kuran okuyor…
Ama bütün bunlar henüz fragman…
Film daha başlamadı.” diye yazdığımda (aylar önce 3 Temmuz’da), herkes bu yazının Tunç Soyer’i iğneyelen bir yazı olduğunu zannetmişti.
Oysa elbette öyle değildi.
Bu yaptıkları güzel şeylerdi; her biri aslında birer mesaj olan bu davranışlar nispeten hafif (yani light!) içerikleri gereği çok daha geniş kitlelere ulaşıyor ve ağır içerikli icraatlara göre çok daha etkili oluyordu.
Ama riskleri vardı.
Bu light mesajların içerik ayarları çok hassas ve doğru bir biçimde (mesela kötüye kullanıma fırsat vermeyecek şekilde) yapılmalıydı… Ben bunu kasdetmiştim…
“Dans olayı”nda olduğu gibi…
“İzmir’in Başkanı”nı dans ederken gören bir takım zevat, (çok konuşmaktan dudaklarının kenarında beyaz mayiler toplanmış) ağızlarından tükürükler saçarak eleştirilere başladılar. 
“Kitsch” diyen de oldu, “paçoz” diyen de…
En baştan söyleyeyim; siz kiiiiiimmmm, “İzmir’in Başkanı”nı eleştirmek kim!
Ondan sonra da şöyle diyeyim:
Fuat Uğur kardeşim sen önce sözcüğün anlamını ve nasıl yazılacağını tam öğren, ondan sonra bu işlere kalkış… Kitcsh değil, kitsch.  Bak sen yanlış yazdın diye senin yazını copy/paste yapıp haberleştiren herkes de yanlışın virüs gibi yayılmasına ortak oldu! Yazmasını bilmediğin bir sözcüğün hangi anlamlarda kullanılıp kullanılmayacağını bilip bilmediğin ne malum!
Vekil Markar Esayan, sana gelince…
Senin TBMM’de yaptığın etkisiz vekalet de “paçozluk” diye tarif edilebilir pek ala… Anadolu Üniversitesi’nde İşletme eğitimi değil de, Mülkiye’de ya da ODTÜ’de sosyo-politik ağırlıklı bir eğitim alabilseydin, 200 yıldan çok daha fazla olan “batıcılaşma” hikayesini 1 dakika bilmem kaç saniyelik bir dans görüntüsüyle anlatmaya çalışmazdın elbette.
Oysa benim de davetli olduğum ve göğsümü gere gere emperyalizmi dize getirdiğimiz günü kutlamak için gittiğim 9 Eylül Resepsiyonu’nda olup bitenler onların gördüğünden çok farklıydı…
Başkan, meydan okurcasına tek başına dans ediyordu…
Az ilerisinde en başından beri ona eşlik eden ama biraz daha kenarda kalmaya özen gösteren Neptün Soyer Hanımefendi vardı.
Bir süre sonra kenardan katılanlar oldu…
Hem erkek, hem de kadın…
Sanki video görüntüleri yokmuş gibi, kadınlardan hiç söz etmemişler bile…
Malum kadınları görmüyorlar ve yok sayıyorlar çünkü.
Görselerdi, bu ülkede bu kadar çok kadın öldürülür müydü?