Tunç Soyer...

Yayın Tarihi 04 Aralık 2019

(Bu yazıyı yazmak zordu; bakalım layıkıyla anlamak zor mu; kolay mı?)

(Bu yazıyı yazmak zordu; bakalım layıkıyla anlamak zor mu; kolay mı?)

Tunç Soyer daha başkan falan değildi... "Cemre" adını verdiği toplantılarda İzmir ile ilgili "şöyle yapacağız, böyle olacak" diye bir şeyler anlatıyordu.

Bizim Halkapınar'a Halkalı dediğinde yanımdaki herkesin tersine ben hiç gülmemiştim; yılların birikimiyle bunun bir dil sürçmesi olduğunu anlamam çok kolaydı şahsen.

Ama ilerleyen günlerde ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçildikten sonraki aylarda beni güldürecek değil ama ağlatacak kadar şaşırtıcı şeyler söylemeye ve yapmaya devam etti.

Yıllardır kendisini destekleyen yazılarımı hatırlayanlar (ve onu seçenler) bazı şeylerin açıklamasını bana sorduklarında sorulara karşılık vermekte çok zorlandığım zamanlar gittikçe çoğalmaya başladı.

Güneydoğu, Kıbrıs vesaire konularda söylediği şeylere hiç girmeyeceğim; ben İzmir ile ilgili taraflara bakıp birkaç şey söyleyeceğim...

Arkasından "Bütün Seferihisar'ı yok pahasına sattı!" diye "davul çalınan" bir adam, daha burnundaki çiçek kurumadan, ilk icraatlarından biri olarak İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin İstanbul'daki arsası için neden satış kararı aldırır, bunu anlamak herhalde o kadar kolay değil.

Aziz Kocaoğlu'nun "bana geldiler ama ben satmadım; Belediye'nin mülküdür, kesinlikle satmam" diye bahsettiği "paha biçilmez ya da pahası zor biçilir" bir taşınmaz değerin satış listesine konması, Soyer'in yaptığı gibi "biz bunu satma kararını aldıktan hemen sonra bunu satacağız, diye bir şey yok. Sadece bu iradenin önünü açacak bir karar; ama satılır satılmaz, satışa çıkarırız, çıkarmayız. Şu anda hemen düşüneceğimiz şeyler değil" diye, bu kadar kolay anlatılabilir mi!

Anlatılamaz. İlkokul çağındaki bir çocuk bile "Satmayacaksan, neden satış kararı aldırdın?" diye sorar çünkü.

Soyer arsa için "bizim kullanabileceğimiz bir yer değil!" demiş... Tam da, Kılıçdaroğlu'nun yerel yöneticilere eğitim aşamasındaki gençlere sahip çıkın, yurtlar açın!" diye yıllardır talimatlar verdiği bir süreçte. Ne kadar yanlış bir girişim; ne kötü bir adım (Kendi ayağına sıkılmış bir kurşun, tam isabet)!

Neyse... Ağır bir konu bu. Şimdi biraz daha "hafif"iyle devam edelim...

Geçenlerde bir radyoda konuşuyor, bisiklet tutkusunu anlatıyor; "biz" diyor, "5-6 arkadaş her sene Toroslar’ı geçeriz. Farklı parkurlardan Akdeniz’e ineriz.” Ne güzel...

Ama Başkan, burası yoksul babaların çocuklarına karne hediyesi olarak ikinci, üçüncü el bisikletler arayıp, bulsalar da para yetiremedikleri bir ülke, herkesin senin gibi "uçak çeliği"(!)nden yapılma 5 kiloluk bisikletleri var mı bakalım?

Sonra, herkese bisiklete binmeyi tavsiye ederken diyorsun ki, "İzmir dümdüz bir şehir"!

Duymamış olayım. Siyasi rakiplerin İzmir'i sadece sahil şeridinden ibaret zannettiğini dillerine dolayabilirler. Çünkü İzmir tam tersine iniş çıkışlarla ve yokuşlarla dolu bir kent!

Başkan'ın oradan buradan getirttiği ya da Ankara'dan tavsiye edilenlerle kurulan ekibi İzmir'i biraz olsun tanıyan insanlar olsaydı, bu hatalar yapılır mıydı?