Totaliter Rejimler olmasa!

Yayın Tarihi 06 Haziran 2018

Totaliter Rejimler olmasa!
100 milyondan fazla askerin katıldığı ve yaklaşık 50 milyon kişinin öldüğü dünya tarihinin en büyük ve en kanlı  savaşıyla Hitler ve Stalin gibi büyük diktatörlerin uygulamalarına şahitlik eden insanlığın, en büyük korkusu totaliter rejimlerin karşı çıkılmadıklarında herhangi bir ülkede, hiç tahmin edemeyeceği yerlerde ortaya çıkabileceği idi.

Çok hızlı gelişen askeri ve güvenlik teknolojileri, propaganda taktikleri ve medya etkisi, devlet tarafından sürekli gözlenen, medya tarafından fikirleri belirlenen, savaş ve terör korkusu ile güdülen bir dünya içine aldılar bizleri.
 
Totaliter rejimler sabah kapıdan çıktığın andan itibaren izlemeye başlar seni. Güvenlik kameraları, iş yerinde, kafede, alışveriş merkezlerinde her yerdedir.

Kişilerin güvenliğini sağlama amaçlı olarak kurulan bu kameralar, özel yaşam/kamu yaşamı ayrımını yerle bir etmiş, diğer yandan keyfi olarak telefonlarını dinleyebilmiş, insanlara özel yaşam alanı kalan evleri de makul şüphe ile aranır olmuştur.

Kredi kartlarından yapılan her alışverişin takip edildiği, cep telefonu sinyali sayesinde nerede olduğunuzun her an bilindiği, yüz tanıma sistemi ile çalışan güvenlik kameraları ile her hareketinizin gözlenebildiği bir dünya yarattılar bizlere.

Medya sadece basılı yayın ve TV’ler üzerinden kitlelere yön vermekle kalmamakta, aynı zamanda cep telefonları, kişisel bilgisayarlar, internet ve sosyal medya sayesinde insanlar her saniye manipüle edilebilir oldu.

Tüm bunları yaşamıza sokup, normalleştiren iktidarlardı.

Çünkü iktidarlar, fiziksel güç uygulayarak ayakta kalacağını sandılar.

Fiziksel güç ile belki bir süre insanların boyun eğmesini sağlayabilir ama ayakta kalmak istiyorsa kendi düşünme biçimini ve dünya görüşünü kitlelere benimsetmek zorunda olduklarını unuttular.

Totaliter iktidarların en büyük oyunu ise korku toplumu yaratmaktı. İktidarlar, sürekli iç ve dış düşmanlarımız var algısı yaratarak, halka güçlü, otoriter, herkesi koruyabilecek bir iktidar imajı vermek istiyorlardı.

Aynı zamanda bu sayede demokrasi, özgürlük ve adalet insanların güvenliği bahane edilerek rahatça ihlal edilebilinecekti. Hayatlarının sürekli tehdit altında olduğunu düşünen insanlar için diğer toplumsal değerler göz ardı edilebilir hale gelecekti.

İktidarlar özellikle içte hayali düşmanlar yaratarak, kendi yaptığı her türlü ihlali, her türlü hatayı ve olumsuzluğu bu düşmanlara yükleyebilecek ve kendini aklayabilecekti. Böylece insanların özgürlüklerinin ve yaşam haklarının ihlal edilmesi, muhalif görüşlerini dile getirmek için bir araya gelen grupların terörist ilan edilmesi, devletin şiddetinin haklı gösterilmesini sağlayacaktı.

Totaliter rejimler bu argümanlar ile beslendi yıllardır.

Komşuyu komşuya düşman ederek nefes aldı.

Yapılan her iş, atılan her adım millet içindi.

Lakin totaliter rejimler iktidarlarını hep böyle kaybettiler.

Zaten her iktidar, yapısı gereği yozlaşmaya müsaittir.

Ama tek adam iktidarına dayalı, denetim mekanizmalarının ortadan kaldırıldığı, elinde tuttuğu fiziksel güç (polis, asker, hukuk) ile halkı tamamen boyun eğdirebilen ve özellikle aslında bağımsız olması gereken medya gibi kurumları ele geçirerek kitlelerin algılarını yönetebilen bir iktidarın yozlaşmaması imkansızdır. 

O halde halkın iktidara kimin geldiğinden daha çok, iktidarın sınırları konusu ile ilgilenmesi gerekir. 

Aksi takdirde her kim seçilirse seçilsin, halk için sonuç farklı olmayacaktır.