Tekrar Döngüsü

Yayın Tarihi 01 Temmuz 2020

Bazen yaşamınızda açıklanamaz bir biçimde tekrar edip duran sorunların olduğunu fark edersiniz. Tekrar dürtüsü, kişileri aynı durum, his, düşünce ve acı verici gerçekleri tekrarlamaya iten bilinçsiz bir dürtü olarak tanımlanır.

Bazen yaşamınızda açıklanamaz bir biçimde tekrar edip duran sorunların olduğunu fark edersiniz. Tekrar dürtüsü, kişileri aynı durum, his, düşünce ve acı verici gerçekleri tekrarlamaya iten bilinçsiz bir dürtü olarak tanımlanır. Peki, ders almak varken kişi niçin aynı olumsuz tecrübeleri yaşayıp aynı hataları yapar? Acı veren şeylerden uzaklaşıp mutluluğa götüren şeylerin peşinden gitmemiz gerekmez mi? Oysa hayvanlar tek bir tecrübeden sonra öğrenir. Ne yazık ki insanlar için aynısı geçerli değil. Örneğin, fare kapan kurulduğunu anladığı yoldan ikinci kez geçmez. Filler ona zarar vermiş bir insanın yüzünü asla unutmaz.

Ancak insanlar farklı davranırlar, aynı şekilde çok kez aldanabilirler. İnsanlar aynı taşa defalarca takılabilir. Ayrıca başkalarının hatalarından da ders çıkarmazlar, çünkü kendileri söz konusu olduğunda her şeyin farklı olacağını düşünürler. Bazen aynı hatayı ya da sorunu aynı şekilde tekrar ederler ancak bunun farkına bile varmazlar.

Peki, tekrar dürtüsü nasıl işler? Kişinin hayatında, muhtemelen çocukluk dönemine ait bir travma vardır. Kişi, çok acı çektiği için bu tecrübeyi bilincinden çıkarır, unutur veya önemsiz bir şey gibi yorumlar. Netice olarak, geride kalan bu travma asla unutulmaz, sadece bastırılır ve kişi farkında olmadığı bir anda tekrar ortaya çıkar. Gün yüzüne çıkan travma her zaman sadece bir hatıra şeklinde ortaya çıkmaz. Bazen o çocukluk travmasını hatırlamak yerine fiile de geçirip uygularsınız. İlginç olan ise, insanların travmaya yol açmış şeyi tekrar yaşamak için bir dizi olay yaratmasıdır. Farkında olmadan, bu defa her şeyin farklı olacağını ümit ederek hem de...

Kendimizi sürekli aynı meselelerin, benzer durumların içinde bulduğumuz zaman öncelikle kendimize bunun anlamını sormalıyız. “Acaba ben neden sürekli kendimi böyle bir döngünün içinde buluyorum?" demeliyiz.

Belki bu döngüler, her seferinde bizi ne kadar üzecek ilişkilerde kendimizi bulduğumuzu söyleyecek, yahut her seferinde ne kadar başarısız olduğumuzu bize düşündürecek. Peki, acaba neden hep üzücü ilişkiler? Neden hep başarısızlık?

Geçmişten içselleştirdiğimiz yaşam deneyimleriyle iç dünyamız şekillenir. Şayet çevremizde hep üzücü ilişkiler görmüş ve deneyimlemişsek, farkında olmadan kendimizi de bu ilişkileri tekrar ederken bulma ihtimalimiz vardır. İkili ilişkilerin can yakıcı olduğuna, insanların güvenilmez olduğuna geçmiş deneyimlerimizle inanmışsak, kendimizi farkında olmadan hep bu düşünceleri doğrulayacak türden ilişkiler içinde bulabiliriz.

Ya da hep başarısız olduğumuzu çevremizden duymuşsak başarısız olduğumuza inanabiliriz. Böylece bizi hep başarısız olduğumuzu gösterecek türden hareket ve durumlar içinde kalabiliriz.

İşte tam da bu noktada kendimize, "Bunun anlamı nedir, ben hayatımda neyi tekrar ediyorum, geçmişimle bunun nasıl bir ilişkisi olabilir?" diye sormalıyız.

Bunun anlamını keşfettikten sonra, bu döngülerimize daha farklı bir gözle bakmaya başlarız. Bu farkındalık, kendimize yeni deneyimler katabilmek için attığımız ilk adım olacaktır.

Bu soruları sormakla hayatta başka türlü hissedebileceğimizin kapılarını açarız. Kendimize ve çevremize geniş bir perspektiften bakmaya başladıkça bizi değerli hissettirecek insanların varlığını da görmeye başlayabiliriz. İşte yaşadığımız döngülerdeki bir duyguya, düşünceye müdahale etmek tam da böyle bir şeydir. Döngülerimizi doğrulatacak türden faktörlere gerektiği zaman şüpheyle yaklaşmamız ve yeni deneyimlere alan tanıyabilmemiz önemlidir.

Döngülerden uzaklaşabilmek için hayatta hep inandığımız ve alışkın olduğumuz duygu ve düşüncelerimizden farklı olarak hayatımıza yeni deneyimler katmamız gerekir. Yeni deneyimlere açılabilmek için mümkün olduğunca geçmişin gölgesinden uzaklaşıp sadece “an”ın içinde olabilmeye ihtiyaç vardır.

Bazen tek başımıza değişim sürecine giremeyebiliriz, bir yanımız inatla bizi aynı döngüde tutmaya devam eder. Bu durumun düzenlenebilmesi için profesyonel bir yardım gerekebilir, ikinci bir göze ve kulağa ihtiyaç duyulabilir. Erken dönem deneyimlerinin ele alındığı bir psikanaliz sürecinde, bu döngüler çalışılabilir ve umutsuzca kendi yaşamını bulanık bir pencereden izleyen kişi, o yaşamı daha net görmeye ve pencerenin arkasında durmak yerine döngülerini kırmak adına birtakım kararlar almaya başlayabilir. Kalıcı çözümlerin daima çaba gerektirdiği unutulmamalıdır...