Taş Yerinde Ağırdır!

Yayın Tarihi 16 Aralık 2020

Taş Yerinde Ağırdır!

Onu tanıdığımda Bergama belediye başkanıydı. Ben Türkiye’nin ilk yasal özel televizyonu Flash Tv muhabiri olarak Bursa’dan Bergama’ya Ovacık altın madeni için röportaj yapmaya gelmiştim. Genç bir gazeteci olarak altın madenini zenginlik olarak görüyor, neden çıkarılmasına karşı olduklarını anlamıyordum. Bunu Bergama Belediye başkanına sordum: “Sayın başkan altın ülkemize, yörenize zenginlik getirmeyecek mi, neden karşısınız?”

Bergama belediye başkanı da genç bir ODTÜ mezunu öz be öz Bergamalıydı. Bana, daha doğrusu kameraya “Biz de önce altın bulunduğuna sevindik. Ama sonra altını çıkarmak için siyanür kullanılacağını öğrenince bunun faydasından çok zararının olduğunu öğrenince karşı çıkmaya başladık” dedi.

Bergama belediye başkanı sonradan Siyanürlü altına karşı verilen mücadelede efsane olan Sefa Taşkın’dı. Ben de siyanürlü altının ormanları, doğayı, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri, suyu, havayı zehirlediğini bilimsel olarak öğrenince gazeteci olarak halkı bilgilendirme için yayınlarıma devam ettim. O gün bu gündür nerede siyanürlü altın hikayesi duysam, Artvin’de, Kazdağlarında, Kütahya’da vs. doğa katliamına karşı çıkıyorum. Altın tarih boyunca hiçbir insanlık kuşağına, krallara mutluluk getirmemiş, hep savaşların vesilesi olmuş lanetli bir parlayan taştan başka bir şey değildi!

* * *

Sefa Taşkın ‘parlayan taş’tan sonra şimdi “taş yerinde ağırdır” diye Bergama’dan ve ülkemizden çalınan, kaçırılan tarihi eserlerin peşine düştü.

Sefa Taşkın bugüne kadar 34 makale yayınladı Taş Yerinde Ağırdır diye. Son yazısından kısa bir alıntı yapayım da yazıların önemini biraz anlatmış olayım: “Unutmayalım! Unutturmayalım!”

“Bergama eserlerini kaçırma eylemini meşrulaştırmak için mühendis C.Human’ın organize ettiği Prusyalı/Alman şebeke 1870’lerde Osmanlıya ağır baskılar yaptı. Kaçırılanların ardından geride kalanları götürmek için yapılan bu baskınların başında Prusya/ Alman Prensi III.Fredrich vardı. Yaş günü olan 18 Ocak 1878’de Prensin onuruna Bergama Kalesinde büyük bir ateş yakıldı. Zeus Sunağını kaçırarak sanki büyük bir zafer kazanmışlardı. Bu törende Almanya’ya kısa bir süre kral olacak fredrich’i Bergama Kralı Attalos yerine koydular. Bu kaçakçılığın baş sorumlusu C. Human’a da “Tanrıların Sevdiği Adam” namı verildi. Bergama krallarından biri sayıldı. Emperyalist maşalar yaptıkları kaçakçılığın kötülüğünü bildikleri için kendi vicdanlarını böyle aklamaya çalışıyorlardı.”

Efsane başkan Sefa Taşkın yazısının sonunda bize, yetkililere, herkese şu çağrıyı yapıyor:

Hukuksuz ve baskıyla, gayri meşru olarak Berlin’e götürülen ZEUS SUNAĞI VE BERGAMA HEYKELLERİ soğuk ve puslu Berlin’e değil, güzel BERGAMA’ya, ANADOLU’ya AİT. MUTLAKA GERİ GELMELİ, EVİNE DÖNMELİDİR.”

* * *

Geçen gün çok güzel bir haber aldık. Bu çalışmaların sonucu son 15 yılda Türkiye’nin dört bir yerinden dünyanın dört bir yerine kaçırılan 4 binden fazla eser Türkiye’ye döndü. 1960 ‘lı yıllarda İsrail’e götürülerek satılan Anadolu’da bolluğun ve bereketin sembolü Ana Tanrıça Kibele heykeli öz topraklarına, Anadolu’ya döndü.

Kültür ve Turizm Bakanlığının çabaları sonucu İsrail’den Amerika’ya götürülmek üzere olan Kibele heykeli hukuki ve sulh çabaları ile yurda getirildi.

* * *

Tarihi eserlerin bütün dünyanın evrensel mirası olduğu ve bu eserlerin illa doğduğu topraklarda bulunmasının önemli olmadığı, dünyanın her hangi bir yerine de götürülebileceği, görmek isteyenin oralara gidip görebileceği şeklinde bir görüş de var.

İnanması güç ama maalesef böyle görüşler var. Zamanın Çanakkale belediye başkanına, Truvalı Helen’in takılarının izini sürüp Yunanistan’dan Almanya’ya kaçırıldığını, Almanya’dan da 2. Dünya savaşından sonra Moskova’ya götürüldüğünü, halen Moskova’da olduğunu söylediğimde, ve bunları o zaman haber Ekspres gazetesinde yazdığımı anlattığımda başkan bana “bırakalım orda kalsın, bunlar dünya mirası” demişti de ben şaşkınlıktan küçük dilimi yutmuştum!

* * *

Taş Yerinde Ağırdır! Taş dediğimize bakmayın, onları çalanlar, onlara tarihi eserleri verenler “Allahın taşı n’olacak?!” dediği için taş deniyor. Yoksa onlar taş değil, alın teri, tarih, bilinç, yaşanmışlık, toprak, vatan, geçmiş, bugün, yarın, hatıra, yad, anı, gözyaşı, kan, özlem, hasret, ne derseniz artık, yerinde ağır olan her şey……