Tarihin utanç sayfası: 6-7 Eylül Olayları

Yayın Tarihi 07 Eylül 2016

Selanik'te 6 Eylül 1955 tarihinde Atatürk'ün evinin Yunanlılar tarafından bombalandığı haberinin yayılması üzerine İstanbul’da yaşayan başta Rumlar olmak üzere azınlıklara yağma hareketinin üzerinden tam 61 yıl geçti.

Türkiye Cumhuriyeti devletinin geçmişte kalkıştığı ve sonradan " Muhteşem bir örgütlenme" adını alan, yüzleşemediğimiz, yaşananlar ve sonuçları bakımından vicdanımızı derinden sızlatan "6-7 Eylül Olayları"nın 61. yıldönümündeyiz.

İstanbul ve İzmir’de, başta Rum’lar olmak üzere gayrimüslim vatandaşlara kabus gibi iki gün yaşatan bu olaylarda resmi kaynaklara göre 4.214 ev, 1.004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul ile aralarında fabrika, otel vb. 5.317 yer tahrip edildi.

Kiliselerin içindeki kutsal resimler, haçlar, ikonalar ve diğer kutsal eşyalar tahrip edildiği gibi, İstanbul’da bulunan 73 Rum Ortodoks kilisesinin tamamı ateşe verildi.

Türkiye'de yaşayan binlerce Rum Türkiye'den göç etti. Nüfus mübadelesi sonucunda 1925 yılında yaklaşık 100.000'e düşen İstanbul’daki Rum nüfus günümüzde neredeyse 2.000 kişiye kadar düştü.

Olayların ardından Celal Bayar’ın, İstiklal Caddesi’ndeki hasarı görünce, etrafındakilerin duyacağı bir sesle İçişleri Bakanı Namık Gedik’e “Galiba dozu kaçırdık” sözü ise bir utanç vesikası olarak tarihimize geçti.

Şunu da ifade etmek isterim ki: 6-7 Eylül olaylarını sadece Kıbrıs sorunu bahane edilerek Rumlara yapılmış bir misilleme olarak değerlendirmek büyük bir yanlışlıktır.

Çünkü tahrip edilen işyerlerinin sadece yüzde 59’u Rumlara aittir. Geriye kalan yüzde 40’lık kısmın Ermenilere, Yahudilere, dönmelere ve müslüman olmuş Beyaz Ruslara ait mekanlar olması bunun en büyük kanıtıdır.

Yaşanan olayların tesadüf olmadığı ve planlanan bir eylem olduğu bugünlerde daha iyi bir şekilde anlaşılmaktadır.

Bu yağmalama hareketi ülke içinde büyük maddi ve manevi zarar yarattığı kadar dış politikada da Türkiye’yi olumsuz etkilemiştir. Özellikle Londra Konferansı kesintiye uğramış ve Kıbrıs konusu çözümsüz kalmıştır. Bu sorunun bugün de devam ettiği düşünülürse ne denli kritik bir dönemde meydana geldiği anlaşılabilir. Bununla birlikte olaylar Türkiye’nin dışarıdaki imajına da zarar vermiştir. Türkiye’nin içindeki azınlıkları korumada aciz kaldığı görülmüştür.

İşte tüm bu yaşanan ve yaşatılanlardan dolayı 6-7 Eylül olayları Türkiye tarihinin en karanlık mağaralarından, en dipsiz kuyularından biridir.

 

Geçmişte yaşananları doğru öğrenmeli ve tarihsel hafızaya kazımalıyız.

Belki de olaylardan ders çıkarararak özür dilemek ülkemiz adına kendisine yönelik saldırıları azaltacak, geleceği ellerine almaya doğru atacağı adımları sıklaştıracak ve sağlamlaştıracaktır.

Umarım ülkemiz bir daha böyle kötü günler yaşamaz ve devlet eliyle kendi vatandaşına bu zulmü reva görmez.