Süreç...

Yayın Tarihi 14 Haziran 2021

‘Zorunlu’, ancak bir o kadar da iyi ‘planlanması’ gereken bir süreçten geçiyoruz.

Dünyamız ve ülkemiz için bu süreç çok önem taşımakta.

Sanayileşme süreci, tarımı bitirme süreci, nüfus artışı ile gelişme süreci vs.vs. say say bitmez.

Yaşam isteği büyüdükçe köyler oluşturduk ardından kentler, şehirler, büyük şehirler, ardından üretim ihtiyacı arttı.

Ve sonuç üretim ihtiyacını karşılamak için ortaya sanayileşme adı altında aslında yıkımlar çıktı.

İhtiyaçlar büyüdü ve bu ihtiyaçlar sınırsızlaştıkça tüketim de sınırsız olmaya başladı.

Çöpler arttı. Çöplükler arttı.

Denizlerde plastikten adacıklar oluştu.

*

Çok üretim, daha çok üretim, sınırsız üretim. Ve bir sürü süreç geldi kapımıza.

Küçük topluluklardan köylere ve köylerden kentlere göçler, metropollerde ihtiyaç üzerine kurulu yaşamlar bizi dibi görmeye zorladı.

Biz bu nedenle her şeyin dibini bulmaya yöneldik.

*

Ülkemizi tanımlayın.

Tarım mı öncelik?

Politikalarımızın tanımlayın ne üstüne kurulu?

Politikalarımızı belirlerken siyasilerin, yerel yönetimlerin birlikte geleceğe dönük ortak çalışmalar yapmaları gerekli iken ayrımlar ile savaşıyorlar.

Değişim yok etmeden gelemez mi?

Al Marmara şimdilerde bize ders.

En iyi şekilde planlamaları gerekirken, en kötü şekilde davranıldı.

*

Büyük kent olarak toplumsal yaşam ve ekonomik etkinliklerde hangi düzeydeyiz? Bilmiyoruz ki. Bu üzücü. Eski kafa hâkimiyeti olması üzücü.

Bakış açımızı değiştirmediğimiz müddetçe de eskide kalmaya devam edeceğiz.

‘Sonra yaparız, zaman tanırız, biraz daha beklese ne olacak?’

Ve sonuç hüsran.

*

Öncelikle kentimiz ve bölgemiz açısından sanayileşmenin yapısını iyi incelememiz gerekir.

Aynı bölgede büyük sanayi bölgeleri elbette bir müddet sonra büyük kirliliklere yol açacaktır.

Bu hassas konu incelerken ise tarım göz ardı edilmemeli diye de düşünüyorum.

Özellikle çeşitliliğin hüküm sürdüğü tarımsal bölgeler, deniz bölgeleri iyi belirlenebilmeli.

*

Sanayileşme dediğimizde bazı ayırımlar yapılıyor mu?

Sanayi bölgeleri şehirlerin bel kemiği olması sebebiyle ulusal planlama içinde uygulamada nasıl yer alıyor?

Marmara Deniz’ine deşarjlarda bu alenen görüldü.

Yıllardır arıtma konusu hep rafta.

İşte uygulama dediğimiz bu. Yani, şehirlerimizin mevcut sanayi karakterinin değiştirilmesi yönünde ilk adım atılmalı artık.

*

Ülkemizde sanayileşmenin yanında tarıma daha da önem verilerek üretip satan durumuna geçebilmeliyiz. Çevre sorunları yaratmayan işletmelere destek verilmeli.

Sanayi yerleşimleri tarımsal bölgeleri işgal etmeyecek şekilde düzenlenmeli.

Bu tür politikalar tarım endüstrisinin de gelişmesine yol açar. Ve gelişen ‘tarım endüstrisi’ gıda ve tarımsal merkezli bir ülke durumuna sokmaz mı bizi? Düşünün.

*

Standart çağdaş yaşam koşullarının yaratılması önemli.

Ancak bunu yaratırken çevre katlederek hiçbir şey elde edemeyiz.

Bu nedenle öncelikle ülkemizde ki önemli açık olan destekler artışa geçmeli diye düşünüyorum.

Tarımsal ürünler desteklenmeli...

Hayvancılık ürünleri desteklenmeli...

Yöre kaynaklarını değerlendiren kurumlar desteklenmeli...

Orman desteklenmeli...

Balıkçılık desteklenmeli gibi...

*

Bu sektörleri kısaca sanayi politikaları içine almalıyız.

Tarımın bitirilmesi, toprağın bitirilmesi bu sektördeki sanayileri etkiler, ardında da çevre işte böyle etkilenir, biter ve çaresiz kalırız.

Şimdi de dört elle sarılırız temizleyebilmek için.

Vah çabam vah...

Peki, aklınız neredeydi?

 

Dip not;

Tarım artık bağımlı...

Bizim ülkemizde o kadar çok üniversitemiz, o kadar çok ziraat fakültemiz ve tarım araştırma enstitülerimiz var ki. Hala nasıl tarım bu kadar yerlerde anlayabilmiş değilim.

Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı'nda çalışan on binlerce kişi var ki hala dışarıdan medet umarız.

Ve bu bağımlılıkta ülkemiz sınır tanımıyor. Daha da bağımlı olalım, daha da diyerek ilerliyoruz.

Bu kadar mühendisimiz var iken neden hala bağımlıyız?

Tarımda dışa bağımlılığımızın nedenini sorgulamayan kişiler başlarını neden kumdan çıkarmazlar?

Biyoteknoloji devleri ülkemizi nasıl mahvediyor gören yok mu?

Köleliği isteyen, tarımın mono kültür tarımla bitirilmeye çalışıldığını nasıl görebilir?

Üç beş kişi dışında gören duyan yok mu?

“Aldanışın Tohumları” ve “Genetik Rulet”… Bu bahsettiğim kitaplarını bulabilirseniz okumanızı öneririm. Bu ve bunun gibi kitapları. Gerçekleri örtmeyen kitapları. Serge Audier’in kitabı, Ekolojik toplumu ve düşmanlarını ayırıyor. 

Ülkemizde de bu konuda çok değerli yayınlar var.

İşte o zaman dünyamıza, ülkemize, şehirlere, köylere büyük tablo çerçevesinde bakabilirsiniz. Gözlemleyebilirsiniz

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Ziraat mühendisi bilgi vermek için gittiği Karadeniz köyünün birinde,

"Sizin toprağınızı tahlil ettirdim" demiş,  "O kadar verimli toprağınız var ki ne ekseniz bire yirmi verir."

Köylülerden biri "Aman deme mühendis bey" diye ayağa fırlamış

" Geçen hafta bizim kayınvalideyi gömdük!"

 

 Günün sözü;

“Bir gün kalkacaksınız ve hep hayal ettiğiniz şeyleri yapmaya vakit kalmamış olacak.

Şimdi tam zamanı. Harekete geçin.” Paulo Coelho