Soyer’in elini AK Parti mi tutuyor?

Yayın Tarihi 01 Ekim 2020

Ülke yangın yeri, vatandaş pazara gidemez, çocuğunun cebine harçlık koyamaz durumda. Eğitim sistemi krize girmiş durumda. Ballandıra ballandıra anlattıkları uzaktan online eğitim tam anlamıyla çökmüş halde.

“Ülke yangın yeri, vatandaş pazara gidemez, çocuğunun cebine harçlık koyamaz durumda. Eğitim sistemi krize girmiş durumda. Ballandıra ballandıra anlattıkları uzaktan online eğitim tam anlamıyla çökmüş halde. Salgın önlemleri tamamen halkın kendisine bırakılmış ve adeta artan vakaların tek suçlusu halk ilan edilmiş durumda. Her gün onlarca iş yeri kapanıyor, işsiz sayısında rekorlar kırılıyor. Çiftçi ürününü, masraflarını kurtarmayacak diye hasat etmiyor ve tarlada bırakıyor. Döviz karşısında lira adeta pul olmuş. Zaten yeni bir yatırım olmadığı gibi var olan büyük yatırımlar ülkeyi terk etmeye başlamış. Anlayacağınız iktidar partisinin İzmir’deki temsilcileri ülkenin içler acısı haline dönüp bakmak yerine, İzmir’de iktidarın yol açtığı yaraları kapatmaya, köylüyü, çiftçiyi, işçiyi ve gençleri, hayata geçirdiği projeler ve verdiği desteklerle kurtarmaya çalışan İzmir Büyükşehir Belediyemize ve Tunç Soyer’e saldırıyorlar. Ama hem Sayın Soyer hem de bizler için, kendilerini kurtarma derdi ile bizlere saldıranların değil, İzmir halkının ne dediği önemlidir. İzmirliler de her seçimde çok şey söylüyor ama tabii anlayana”

Bunları söyleyen kişi CHP İzmir İl Başkanı Deniz Yücel… Yani, İzmir’deki AK Partili siyasetçilerin eleştirileri karşısında Tunç Bey'i bunları söyleyerek “savunan” kişi, Mustafa Özuslu ve Tunç Soyer ile birlikte İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni yöneten 3’lü yapının ayaklarından biri olan Rıfat Nalbantoğlu’nun “onun emrindeyim” dediği kişi.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni “kader birliği” yaptığı 1-2 kişinin iradesiyle değil, (konsensüsle sağlanan ortak aklın gücüyle) gerçek bir Başkan olarak uzun yıllar boyunca “tek başına” yöneten Aziz Kocaoğlu ise her sıkıştığında iktidarı hedef alan bir kişi değildi oysa... Kocaoğlu, ülke yönetimi (yani Ankara’da şekillenen siyasetin genel gidişi) ile kent yönetimini (yani yerel yönetim sistemini) ayrı ayrı yerlere koyar, “devlet ile kavga olmaz” mantığıyla sadece kendi işine bakar, yapabildiklerini de, yapamadıklarını da bizzat omuzlardı yani Türkçesi, yapamadıklarının da sorumluluğunu üstlenir, yapamadığı şeyler varsa, bir köşeye kaçıp başkalarını suçlamazdı.

Çok eskilerden değil, sadece bir önceki Başkan bu.

Neyse.

Bakın ben “kaçak villa, süt alımları ve dağıtımındaki iddialar, işe alımlardaki ve atamalardaki skandallar” demiyorum; Tunç Bey'e (şimdilik) bir şey soracağım sadece, çok “basit” bir soru; “Belediye’nin yıllardır sadece “İzmir Büyükşehir Belediyesi Kent Kitaplığı” serileri olarak bastırdığı o kitaplarda neden bir anda Kırmızı Kedi Yayınevi’nin logosu da belirdi? (Bisiklete binme, körfezde yüzme, maratonda koşma gibi haberlerin yanında böyle şeyler hakkında da bilgi verilmeli, öyle değil mi?)

İleride, (Deniz Yücel’in Tunç Soyer’i “savunurken” sözünü ettiği) “İzmir’de “iktidarın yol açtığı yaraları kapatmak” için neler yaptı, köylüyü, çiftçiyi, işçiyi ve gençleri desteklemek için hangi projeleri hayata geçirdi, onları da soracağım.