Sorma !

Yayın Tarihi 16 Temmuz 2014

Sorma dediydim. Dudağında dudağımın izini bulabilirsin. Kanadıydı. Söylemez. Vazgeç. Bana hiç sorma. Bütün aynalarımı kırdığımı hatırlatma. En korkağınız uzun yolculuklardan dönmedi. En cesurunuz saçını örmekle meşgul. Kuyudan su çekeni kıskanarak. Sormaya yine bir ihtimal kalıyor geriye: Ben! Yok aslında kimse kimseyi kıskanmıyor. Yine bahar gelecek ve yine çiçekler açacak. Buna herkes şaşacak. Şaşadurun. Kimseyi kıskanmadığını kim ispatlayacak? Hangi denklemle? Aşkın mı ayrılığın mı? Hangi formül eriyiklerin çözeltisini güçlendirir? Aşk’ın da mı? Kırık aynaları kim onaracak? Dudaklarındaki dudaklarımın izini kim silecek? Kış günü denize kim girecek? Fok yok artık Foça’da. Geldiğinde haber verecek, peşine belki yunusları katıp. Bir isyan şarkısından mısralar mırıldanan, bıkıp usanmadı daha, vah vah ediyor oysa, hem annesi hem kaderi, hem kalp cebine sakladığı mendili. Şimdi bir gül düşünün, kırmızı olsun ve etekleri oyalı olsun. Hep koksun. Hem koklayanın yanakları gül olsun. Sabır dokusun geceleri, yolunu beklerken giden hayırsız birinin. Bu ben olabilirim -bekleyen mi giden mi- dağları delebilir misin? Aslı mı olmalısın Şirin mi? Mecnun’la Kerem yer değiştirse Ferhat ne der? Ferhat dağı delerken Şirin ne yaptı, bilen varsa sonsuza kadar sussun! Yok yok, konuşsun sonsuza kadar. Beklemek kadar aceleci, telaşlı bir beklemek benimkisi. Kastettiğimiz ve yaşanan. Bir koşturmacaydı beklemek. Şirin oya mı ördü beklerken, hani akıttığı gözyaşları nerede?

* * *

Bak, sorma dediydim. Dudağında dudağımın izini bulabilirsin. Onu mu arıyorsun? Uzat dudaklarını o zaman. Kanadıydı. O söylemez tadını. Bana hiç sorma. Kırdım bütün aynalarımı. Fok ve yunusun hâlâ gelmediğini hatırlatırım. Gurbet bir uçumluk yol. Turnanın kanadına binersin. Zümrüd-ü Anka’nın kanadına inersin. Simurg’un sen olduğunu anlaman çok uzun sürse de yazgı bu.

Ses vermeyen kuyuya bağırma. Su da yok çıkrık ta. Yusuf hala orda seni bekliyor, Yakub’un oğlu. Mısır’a kral olmaya az kaldı. Buna tanıklık edebilirsin ama önce bu bulmacayı çözmen gerek. Sormadan bu bulmacayı çözmen gerek. Bir sır aynanın arkasındaki. Sırra benzer bir sır. Sır sırrı saklar mı? Ensesinden vurulan bir papatya nasıl güvenebilir soğuğa. Günebakan anlatmadı mı güven olmadığını güneşe ve aya. Kıyameti mi çağıracaksın durduk yerde. Tsunami dalgaları geliyor, bak haber vermedi deme -bu bulmacayı çözmeden önceki son uyarı- Kızılırmak akıyor. Bir çocuk yüzüyor, pancar tarlasını sulamaktan yorulmuş. Şekerin de tadı kalmadı. Beni kim anlatacak?

* * *

Uzat dudaklarını, sana bir son sır vereyim dediğimde neden İzmir’in bütün kızları dudaklarını uzattı, yoksa ben mi öyle sanmak istedim. Az önce öpmeye başlamıştım oysa. Saklandıkları yere tekrar girdiler o pembe dudaklar. Eller! Ben de ellerini tutarım, saklamaktan yorulduğum ellerimi çıkarıp. Nerede? Şimdi de bulamıyorum onları. Yapıştırmak istiyorum kırdığım bütün aynaları. Sorma diyorum sana. Körfezden ağır ağır uzaklaşan bulutu yakalamama izin ver. Az sonra dönerim. Bir kuyrukluyıldızın peşinden gittiğim günü anımsıyorum. Döndüm işte. Bak sorma dediydim. Dudağımda dudak izleri arama. Yüreğimde ayak izleri var. Gölgeler ve dağlanan bir hasret. Öyle ıstırap. Duruyor. Ama önce bu bulmacayı çözmem gerek. Ah bir çözebilsem saçlarımı rüzgarda savuracağım -gurbet bir uçumluk yol- çekersin gıkın bile çıkmaz dağlanan damağından ama önce bu bulmacayı çözmemiz gerek.

Sorma dediydim, dudağında dudağımın izini bulabilirsin. Özlemin tanımı yapılmadı daha diyordum az önce. Özlemin adı henüz konmadı. Beklemenin ve kavuşacakmışcasına kucak açmanın adı henüz konmadı. Tarifi de yok ağızda bıraktığı tadın, sorma diyorum n’olur sorma.!