Siyaset ve insan

Yayın Tarihi 22 Ocak 2019


Siyaset insan için yapılır. Siyaset toplumsal gelişim, değişim, dönüşüm, yaşam biçimine katkı için yapılır. İnsani gelişmişlik düzeyi en yüksek ülkelerde siyasetin en temel kuramı samimiyet ve dürüstlüktür.  Dürüst siyaset yapan siyasiler ülkelerinin gelişmesinde büyük rol oynarlar. Çünkü siyaset insana fayda için yapılır. Toplumda liderliğe soyunan siyasiler idealleri doğrultusunda ülkelerine katkı koyarak toplumsal idol olma yolunda efsaneleşirler. Siyaset yapmak elbette sosyal sorumluluktur. Ekonomik özgürlüğünü elde etmemiş bireyin siyaset yapması toplumsal sorumluluğunu yerine getirmekte zorlanmasına neden olur. Ki bu durumda politika yapmaya başlarlar. 
2. ve 3. sınıf dünya ülkelerinde siyaset ahlakı net oturmamıştır. Ülkeler genel de gelişmiş ülkelerin güdümünde sömürü siyaset yöntemi ile var olurlar. Sömürü siyasette ise ekonomik açlık ve aç gözlük, menfaat çıkar ilişkileri ahlaksızlık boyutunda siyasetin kirlenmesine neden olur. Toplumsal faydaya dayalı yapılması gereken siyaset, toplumun sırtına sırtlan gibi tünemiş, yarasa gibi kan emici boyutunda işler. Vatan, vatandaş menfaatini ikinci plana alan ve umursamaz duygularla hareket eden pişkin kişilik yapısı ile topluma hesap vermekten kaçan diktatör yal anlayışla hareket edilir.  Güce tapan,Stalin'in tavuğu misali, sömürülmeyi yar edinmiş, yaşam biçiminde sessiz, korku ile yaşayan, ne verilirse kabul eden, hakkının ne olduğunu bilmeyen, din ve dil arasına sıkışmış bir yapıdır. Korku dolu yaşayan bir topluluktur. Bu durumda tam da sömürülmeye layık hale gelmiştir. Bu yapı eline beş kuruş verilip, elinden milyonlarca imkanı alındığının farkında olmayan, uyuşturulmuş birey görüntüsü çizerler! Nitekim de öyledir. 
Peki bizim ülkemizin durumu nedir. Git gide sesiz çoğunluk artmaya başlarken homurtularda yok değildir. Ekonomik ciddi sıkıntılarla boğuşan bir halk öte taraftan şaşaa içinde yaşayan iktidar ve yandaşları topluluğu vardır. Muhalefet derseniz elinden geldiğince kendini paralamaya çalışan ve ben ülkemi birinci sınıf gelişmiş ülke yapmak istiyorum dese de, kardeşim karnım aç nasıl doyacağıma ben bakıyorum diyen veya benim geleceğim ekonomim ben yaşayayım gerisi tu kaka diyen zihniyetle uğraşan ve onları ikna etmeye çalışan muhalefet. 
Çıkar ilişkileri ön plana alınınca üç kuruş menfaati için kendini kişiliğini onurunu ayaklar altına alan şahsiyet dansözleri de cabadır. Nerden nereye gelindi. Kurtuluş savaşındaki onursal halk hareketinden sonra gelişmesi artık onurlu mücadeleci halka hizmet hakka hizmet diyebilen dürüst siyasetçiler bir kenara, hep halkın sırtından geçinen ezen mağdur eden tavuk koyun vs yerine konulan bir halkın sırtından geçinen yönetimler. Peki bu yönetimlerin hepsi neden kapitalist anlayışlı hep sağcı ve liberal tiplerdi. Çünkü gelişmesi engellenen ülke olmamızdan kaynaklıydı. Para vereyim sana,  üretimi ve  gelişimi ne yapacaksın ben den al ben sana üretirim sen kullanır tüketirsin. Yani sen tüketici ol ben üretirim sen hazırdan bana kaynaklarını aktar ve gelişme sürekli ekonomik krizle uğraş dur. Gelişmene ne gerek var; ben gelişiyorum sende bana hizmet et. Mantığı ile sömürüldük sömürülmeye devam edeceğiz.  
Siyaset bizim kitabımızda ahlaklı olanların işidir. Ama siyasetin kirlenmiş yüzünde o kadar çok ahlak dışı yaşayan varki, gün geliyor neden bu ülkeyi kurtarmamız gerekiyor bu kadar Stalin'in tavuğu pozisyonuna gelmişlere tüy mü ektireceğiz diye düşünmedik değil! Ancak, gerekirse tüy ektireceğiz, gerekirse onur, gerekirse şahsiyet, gerekirse namus, gerekirse ahlak, gerekirse şeref ektireceğiz. Bu ülkeyi sömürü siyaset anlayışına terk etmeyeceğiz. Diyecek binler milyonlar olduğumuzu görüyorum. Ve bu doğrultuda asla mücadeleden vazgeçmeyeceğime ant içiyorum. Çünkü Atatürk’te böyle yaptı.