Sinbad’ın macerası

Yayın Tarihi 01 Şubat 2021

Çocuk yaşlarında bol bol Tommiks, Teksas, Kinova, Tarzan, Simbad gibi resimli dergiler okurduk. Okuduklarımdan aklımda kalan bazı maceralar vardı. Bunlardan birisi de gemici Sinbad’dı. Harun Reşit döneminde başından geçenler anlatılıyordu. O zaman sadece heyecanlı maceralar olarak algıladığım bu hikayelerin aslında yararlı dersler içerdiklerini şimdi daha iyi anlamaktayım.

Sinbad’ın dördüncü seyahati çok çarpıcıydı. Nasıl mı? Gemisi batmış Sinbad kendini yamyamların arasında bulunca denize atlamış, hızla yüzerek yakındaki bir başka adaya sığınmıştı. Bu adanın padişahı, Sinbad’ı çok sevmiş, onu adanın en güzel kızıyla evlendirmişti. Sonra? Eşi kısa bir süre sonra ölünce Sinbad’ı o adanın geleneği uyarınca eşiyle beraber bir yeraltı mağarasına gömmüşlerdi.

Zavallı Sinbad kendini birden karanlıkta, kokuşmakta olan bir cesedin yanında bulmuştu. Yanına bir testi su ve birkaç somun ekmek bırakmışlardı. Hatırladığım kadarıyla Sinbad’ın mezardaki günleri duvarları elleyerek kaçış, çıkış yolları aramakla geçmişti. Tehlikenin farkındaydı ama çare bulamıyordu. Sinbad sonunda kurtuldu ama çocukluk günlerinden bu yana aklımda kalan onun bu çıkmazda uzun sürmüş sıkıntılarıdır. Tıpkı Covit 19 un birçoğumuzda yarattığı sıkıntılar gibi hissediyorum. O nasıl kurtulmuştu bu çukurdan? Vahşi bir hayvan görmüş, peşine takılarak mağaradan çıkabileceği bir yol bulmuştu. Peşine takılabileceğimiz yaratıklar nerede? Sinbad , bundan sonra başına gelenleri şöyle anlatır. ‘Zayıf, çelimsiz, yaşlı birine rastladım. Bir akarsu kenarına ilişmiş karşıya bakıyordu. Anlaşılan zavallının dereyi aşacak gücü kalmamıştı. Acıdım, onu sırtıma aldım, karşıya taşıdım. İnmesini bekledim ama” buyur in” deyince boğazıma elleriyle ve ayaklarıyla yapıştı ve inmedi. Beni günlerce bir binek hayvanı gibi kullandı. İstediği yönde koşturdu durdu’. Eleştiri bile kabul etmiyordu. Onu sırtımdan indirmeye kalktığımda, ‘ artık yeter in tepemden’ dediğimde beni adeta tehdit ediyor, boğazımı sıkıp nefes almama engel oluyordu. Peki Sinbad tepesine çöreklenmiş bu meretten nasıl kurtulmuştu? Tarla kenarında bulduğu bir kabağı delmiş, içini boşaltmış, yolda topladığı üzümleri bunun içinde bekletip ekşiterek insanı sarhoş eden bir içki üretmişti. Sinbad’ın bu içkiyi içerek neşelendiğini, sırtındaki yüke rağmen oynayıp hopladığını gören ‘despot’ merak etmiş, bundan tatmak istemişti. Vermezsen ümüğünü sıkar boğarım seni! Deyince Sinbad herifin üzüm suyunu son damlasına kadar içip kafası alabildiğine dumanlanınca onu kaldırıp yere vurmuş. Ve bağımsızlığına ancak böyle kavuşabilmişti.

Ama heyhat, benim sırtımdaki maymun alkollü içki içmez ki… Öyleyse ben Sinbad’ın başka uygulamalarından esinlenecek, bu dikta denizinde gençlerin toplandıkları platform adacıklarına doğru kulaç atarak kurtulacağım.

Sinbad’ın dördüncü seyahati böyle sona ermişti.

Bakalım önümüzdeki hafta tümüyle bu macerayı herkesin yararına olabilecek barış denizine doğru kulaç atabilecek mi? Hatırlamaya çalışacağım.