Sermaye şirketleri

Yayın Tarihi 20 Şubat 2020

Değerli Okurlarımız, Bugün sizlere 2004 yılında yayınlanıp ancak bugüne değin hemen hemen hiç uygulanmayan, önemi kavranmayan, muhtemelen hukuk fakültelerinde dahi anlatılmayan “Sermaye Şirketlerinin ve Kooperatiflerin Uzlaşma Yoluyla Yeniden Yapılandırılması” hakkında bilgi vereceğim. 

Değerli Okurlarımız,
Bugün sizlere 2004 yılında yayınlanıp ancak bugüne değin hemen hemen hiç uygulanmayan, önemi kavranmayan, muhtemelen hukuk fakültelerinde dahi anlatılmayan “Sermaye Şirketlerinin ve Kooperatiflerin Uzlaşma Yoluyla Yeniden Yapılandırılması” hakkında bilgi vereceğim. 
Geçen hafta barışçıl bir alternatif çözüm yolu olan “arabuluculuktan” bahsetmiştim. Uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma da yine barışçıl, alternatif çözüm yollarından birisidir. Arabuluculuğun konusu tek bir uyuşmazlık iken, uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılmanın konusunu çok sayıda alacaklısıyla, sermaye şirketinin veya kooperatifin uzlaşması oluşturmaktadır. 
Hukukumuzda “anonim”, “limited” ve “sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket” sermaye şirketleridir. Ülkemizde en yaygın şirketlerin anonim ve limited şirketler oluşu, uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılmanın önemi daha da artırmaktadır. 
Uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma hemen hemen hiç kullanılmazken, buna karşın “iflasın ertelenmesi”, şimdi ise “konkordato” sıkça kullanılmaktadır. Halbuki, uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma emsallerine göre hem daha ucuz, hem daha kolay, hem de daha hızlı bir yöntemdir. 
Bu uzun girişten sonra şimdi nerede düzenlendiğine, nasıl başvurulacağına ve sonuçlarına daha yakından bakabiliriz. 
İcra ve İflas Kanununun (309/m) – (309/ü) maddeleri arasında düzenlenmiş olup, yönetmeliği ise 17.04.2004 tarihinde 25436 sayılı Resmi Gazetede yayınlanıp yürürlüğe girmiştir.
Birçok bankaya, tedarikçiye, satıcıya, kişiye borcu bulunan,  
Vadesi gelmiş para borçlarını ödeyemeyecek durumda olan,
Mevcudu ve alacakları, borçlarını karşılayamayacak durumda olan,
Ya da bu risklerle karşılaşması kuvvetle muhtemel olan,  
Sermaye şirketi (veya kooperatif), uzlaşma yapmak istediği alacaklarını birbirine benzer hukuki sınıflara ayırarak uzlaşma projesini hazırlar. Bir yeminli mali müşavir tarafından hazırlanmış ara bilançosu, nakit akış tablosu ve malvarlığına ilişkin diğer değerleme belgeleriyle birlikte, toplantı yeri ve saatini belirleyerek, uzlaşma yapmak istediği alacaklılarının tamamına,
Projeyi,
Rapor ve belgeleri,
Oy pusulasını,
Gönderir. Toplantı günü bir oy toplayıcısı seçilir. Oy toplayıcı olarak noter, arabulucu, avukat veya yetkin birisi seçilebilir. 
Sermaye Şirketi (veya kooperatif) yetkilileri nasıl sağlıklı bir yapıya kavuşacaklarını ve projelerini sunar ve oylamaya geçilir. 
Alacaklılar toplantıya gönderilen oy pusulalarını kullanarak posta yoluyla da katılabilirler. Bu durumda noter tasdikli imza örneklerini de oylarına eklemeleri gerekir. 
Neticeten projeden etkilenecek alacaklılardan gerek fiilen ve gerekse posta yoluyla iştirak edenlerin sayısı yarıdan fazla ve iştirak edenlerin alacağı ise projeden etkilenen alacaklıların üçte ikisinden fazla ise proje alacaklılarca kabul edilmiş sayılır ve oy toplayıcı tarafından bir rapor ekinde Ticaret Mahkemesinin tasdikine sunulur. 
Mahkemece gerekli görüldüğü takdirde, uzlaşma isteyen borçlunun malvarlığının korunması için ihtiyati tedbir kararı verilebilir. 
Mahkeme 30 gün içinde bir duruşma günü belirler ve itirazı olanların itirazlarını da inceleyerek ya projeyi tasdik eder ya da red eder. 
Görüldüğü üzere, uzlaşma yoluna başvuru koşulları ile konkordatoya başvuru koşulları aynıdır. 

Konkordato da bağımsız denetim raporu istenirken, uzlaşma yolunda yeminli mali müşavirin tasdiki yeterli sayılmıştır. 
Konkordato tüm adi alacaklılar yönünden bağlayıcı iken,  uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma daha serbest ve esnek bir yöntemdir. Borçlu Şirket, alacaklılarının bir kısmını kapsam dışında bırakabilir, farklı anlaşma grupları oluşturup her grubu kendi içinde oylamaya tabi tutabilir. Farklı alacak gruplarını, farklı tarih ve saatte toplantıya davet edebilir. 
Mahkemenin tasdikiyle, uzlaşma projesi, projeden etkilenen herkes için bağlayıcı hale gelir. 
Sonuçları itibariyle de konkordatoya benzemektedir. Bunlar başlıca:
Mahkeme, alacaklılara düzenli raporlama yapmak üzere bir ara dönem denetçisi seçebilir. 
6183 sayılı Kanuna dayalı yapılan takipler de dahil tüm takip ve davaları durdurur. Bu yönüyle konkordatodan daha kapsamlı ve etkilidir. 
Zamanaşımı ve hak düşürücü süreler işlemez. 
Projenin koşulları, projeden etkilenen alacaklılarla yapılmış olan tüm sözleşme hükümlerinden önce gelir. 
Karar, temyiz incelemesi sonunda Yargıtayca bozulursa, projenin tasdiki kararının icrası kendiliğinden durur. 
Bozma kararına kadar yapılan işlemler geçerliliğini muhafaza eder. 
Projenin koşulları, projeden etkilenen alacaklılarla yapılmış olan tüm sözleşme hükümlerinden önce gelir. 
Tasdik edilen proje kapsamında yapılacak işlemler ve düzenlenecek kâğıtlar, 
488 sayılı Damga Vergisi Kanununa göre ödenecek damga vergisinden,
492 sayılı Harçlar Kanununa göre ödenecek harçlardan, 
Alacaklılar tarafından her ne nam altında olursa olsun tahsil edilecek tutarlar, 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu gereği ödenecek banka ve sigorta muameleleri vergisinden,  
Borçluya kullandırılan ve kullandırılacak krediler, Kaynak Kullanımı Destekleme Fonundan, 
Diğer benzeri işlemler, kâğıtlar ve krediler vergi, resim, harç ve fon yükümlülüklerinden (4306 sayılı Kanun uyarınca ödenmesi gereken Eğitime Katkı Payı hariç) istisna edilmiştir.
Peki daha kolay, daha hızlı ve daha ucuz olmasına rağmen neden “uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma” değil de, yaygın olarak “konkordato” uygulanmaktadır?
Konkordato da önce Mahkemeye müracaat edilip tedbir kararı ve geçici mühlet kararı alınıp, komiser atanıp ondan sonra tüm alacaklılarla uzlaşma sağlanmaya çalışılırken, uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırmada önce alacaklılarla bir uzlaşma belgesi üzerinde ortak bir mutabakata varılıp ondan sonra Mahkemeye sunulmaktadır. 
Uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırmada, baştan bir tedbir niteliğinde de olsa bir koruma kalkanı olmadığından, borçlular böyle bir yola tevessül ettiklerinde alacaklıların harekete geçeceği ve tüm malvarlıklarını kaybedebilecekleri kaygısı taşımaktadırlar. Bu kaygı anlaşılır haklı bir kaygıdır. Ancak bugün konkordato isteyen şirketlerin de büyük çoğunluğu alacaklılarının takip ve hacizleriyle karşılaştıktan sonra konkordatoya müracaat etmektedirler. 
Sonuç olarak, alacaklılarıyla anlaşmak için konkordato tek çare değildir. Sermaye Şirketlerinin ve Kooperatiflerin Uzlaşma Yoluyla Yeniden Yapılandırması da bu anlaşma yöntemlerinden birisidir. 

Bir diğeri yöntem ise başka bir yazımızda ele alacağımız, daha çok büyük montanlı firmaların bankalara olan borçlarını ilgilendiren, İstanbul yaklaşımı diye de adlandırılan finansal borçların yeniden yapılandırılmasıdır.