Sel gider kum kalır

Yayın Tarihi 05 Mayıs 2021

Havalar da ısınıyorken baharın en güzel günlerinde aşısı olan bir hastalık yüzünden milyonlar eve kapandı. Sağlık bir yana psikolojik çöküş tavan yapmaya devam edecek gibi görünüyor. Fabrika ayarlarımızla çok fazla oynanıyor. Gerçi kimsede sağlam bir psikoloji kalmadı ama kısıtlamalar ve tedbirler artık hayatımızın merkezinde ne yazık ki. Salgın tedbirleri ve karantinalar her birimizin psikolojisini olumsuz yönde etkilediği bir gerçek. Eski hayatlarımıza özlem duyuyoruz. Son bir yılda pandeminin getirdiği kayıp hissi, ekonomik şartlardaki daralma ve sosyalleşme ihtiyacının karşılanamamasıyla tahammül de azaldı.

***

Peki, bu travmayı nasıl atlatacağız?

Maske, karantina, kısıtlamalar, belirsizlik, ekonomik kriz... Tüm bunlar elbette insan psikolojisini derinden etkiliyor. Psikologlara başvuran her 10 kişiden 4'ünün şikayeti benzer; salgının yol açtığı ruhsal tahribat... Sosyal izolasyonun ve yalnızlığın getirdiği çaresizlik, önemsizlik ve kendini bu dünyada değersiz hissetme duyguları depresyonu tetikleyebiliyor. Yasaklara uyması gereken kişilerin maddi kayıplarının telafi edilememesi ise güven duygusunun kaybolmasına yol açıyor. İnsanların uygun şartlarda, yeterli düzeyde kendi varlıklarını sürdürememesi ciddi bir kaygıyı ve öfkeyi beraberinde getirebiliyor. Bu da güçlü bir çaresizlik hissi doğurabiliyor. Kaldı ki herkesin yasaklara aynı şekilde uymaması da toplumda adaletsizlik algısı yaratıyor. Bu durum ise vatandaşların yasaklara uyma olasılığını düşürebilir yani yasaklar ters tepebilir.

***

Salgın döneminde aile problemleri de arttı.

Sürekli bir arada olan aile bireylerinin ilişkileri haliyle salgından olumsuz etkileniyor.

Aile problemleri bu süreçte daha fazla ortaya çıktı. İnsanlar evde birbirleriyle çok uzun zaman geçirmeye başladıkları için sürtüşmeler artıyor. İstatistikler, boşanma oranlarının giderek arttığını gösteriyor pandemi sürecinde.

***

Pandeminin çocuklar ve gençler üzerinde bıraktığı etki ise çok daha fazla. Sosyalleşmeye en çok ihtiyaç duydukları dönemde olan çocuklar ile gençlerin dışarıda oynamak ve arkadaşlarıyla okulda vakit geçirmek yerine evde kalmalarının ciddi sonuçları olabiliyor.

Okullar uzun süredir kapalı. Gençler, arkadaşlarıyla kısıtlı saatlerde görüşebiliyor ya da hiç görüşmüyor. Bu durum beraberinde ekran üzerinden sosyalleşmeyi getiriyor. Okul, arkadaşlık, oyun... Hepsi artık küçük bir ekrana sığdırıldı. "Zombi nesil" tehlikesiyle karşı karşıyayız. Bu konuda ailelere büyük sorumluluklar düşüyor. Aileler çocuklarıyla ev ortamında da iletişim ve etkileşim kurmalıdır. Aileler çocuklarını mutlaka sanal tehlikelere karşı koruma altına almalıdır. Ayrıca kısıtlamaların olmadığı sürelerde çocukları akranlarıyla sağlıklı şartlar altında açık havada birbiriyle görüştürmelidir.

***

Peki, akıl sağlığımızı bu süreçte nasıl koruyacağız? Çok fazla televizyon haberi izleyerek ve virüs haberi okuyarak geleceğe hükmedemeyiz. Yani hepimiz tedbirlerimizi almak, şimdi ve burada yapmamız gereken şeyleri yapmak mecburiyetindeyiz. Lakin ondan ötesi bizim işimiz değildir. "Bilgi diyeti" bu açıdan çok önemlidir.

Çevrenizdekilerle konu hakkında olumsuz konuşarak birbirinizi etkilememeye ve korkutmamaya gayret etmeliyiz.

Akraba ve dostlarımızla internet üzerinden ya da telefonla da olsa iletişimimizi sürdürmek; bu zorunlu izolasyonu ilgi duyduğumuz konularda okuma ve öğrenme, kendimizi geliştirme fırsatı olarak görmek; evimizde ilgilenebileceğimiz hobilerimizle daha yakından ilgilenme yönünde adımlar atmak; günlük hayata verilen bu molayı hayatımız hakkında yapıcı irdelemeler ve planlar yapma yönünde kullanmak; aile üyelerimizle daha yakın ve derin ilişkiler oluşturma fırsatını değerlendirmek psikolojik açıdan faydalı olacaktır.

***

Yorgun ruhlar için esas sorun belki de salgın sonrasında gündeme gelecektir. Pandemi sonrası asıl pandemi, ruhsal pandemi olacaktır. Sel gider kum kalır. O kum da psikolojik sorunlar ve rahatsızlıklar olacaktır.