Şehitlerimiz…

Yayın Tarihi 02 Mart 2020

Yenigün adlı bu onurlu gazete yayın hayatına başladığından beri, 15 yıldır beni izleyen sadık okurlarım çok iyi bileceklerdir ki, bugüne kadar “şehitler” üzerine tek bir yazı bile yazmadım…

Yenigün adlı bu onurlu gazete yayın hayatına başladığından beri, 15 yıldır beni izleyen sadık okurlarım çok iyi bileceklerdir ki, bugüne kadar “şehitler” üzerine tek bir yazı bile yazmadım

Ben -naçizane- birkaç dil biliyorum ama, hangi dilin hangi sözcükleri duygularımı anlatmaya yetebilirdi ki!

Bugün yazmaya mecbur kaldım.

Yazmasam bütün ülkemin kan ağladığı bugünlerde tepkisiz kalmış gibi olacak, aslında “duygularımı tam anlamıyla ifade edememe korkusu” hissetmeme rağmen yalan yanlış düşüncelere yol açabilecektim… (Çünkü yaptığımız her şey sonsuza kadar titreşecek bir tele dokunuyor gibi.)

Görüyorum işte, en merhametsiz adamların bile şehitlerimiz için (timsahlar misali!) gözyaşı dökmekte olduğunu (ya da onu bile yapamadıklarını), ben neden yazmayayım ki!

Bu çok şey borçlu olduğumuz (inşallah bize haklarını helal ederler!) çocuklarımıza en azından son bir görev olarak saygımızı tam gösterebilseydik, şehit cenazelerinde parti genel başkanlarına saldırır mıydık?

Cami avlularını hesaplaşma yerlerine çevirir miydik?

Yüreklerinde hiç sönmeyecek yangınlar başlamış olan ana-babaları “vatan sağolsun diyenler”, “vatan sağolsun demeyenler” olarak 2’ye ayırır mıydık?

Bu kadar “kara günler”de yeni ayrışma noktamız “şehit cenazelerinde gülenler”, “toplantılarda kahkaha atanlar”!

O kadar kamplaşmışız, o kadar ayrışmışız ki, siyasi görüşümüze göre ikisini de savunanlar da var, lanetleyenler de!

Şehitlerin kanı daha kurumamış, toplumun büyük bir bölümü birbirine “bak benimki toplantıda gülüyor, kahkahalar attırıyor ama seninkiler de cenazede gülüyor” diye laf yetiştiriyor!

 

Ben üveylerinden sürekli dayak yiyen, itilip kakılmış, sümüklü bir kıza benzeyen zayıf bir gazeteci miyim acaba? Yıllar boyu TV’lerde ana haber bültenlerini sunarken şehit haberlerinde hüngür hüngür ağlayıp perişan hale geldiğimden, bir sonraki haberi anons etmekte zorlanıyordum (Oysa erkekler ağlar mı, ne biçim erkeklik bu!...)

Şehit oğlunun mezarının üzerine terlik koyup, yanındakilere “oğlumun ayakları çok üşür çünkü” diyen analara, ev alamadıkları için düğün yapamayan nişanlısı şehit olduğunda yanındakilere “ağlamayın, susun, o bana cennette ev yapıyor” diyen genç kızlara nasıl olur da hiçbir şey hissetmiyor gibi bakabilirdim ki!

 

Tuzdan yanan kıpkırmızı gözlerimle ve boğazımda gittikçe büyüyen “kördüğüm”ler ile sunduğum o haberler arşivlerde duruyor ve şahsen benim yüreğim şehadeti tebliğ eden askerlerin karşısında yüzlerini gördüğüm ana-babalar için hep kan ağlamaya devam ediyor (bu satırları okuyan çoğumuz gibi!)...

 

Şimdilerde asıl konuşulması ve anlaşılmaya çalışılması gereken şey şu:

Şehitler tepesi boş kalmayacak!” mı,

Şehitler tepesi boş kalacak” mı…

 

İnanç, akıl, merhamet, mantık, duygu, bilinç, eğitim (ve daha birçok kavram) işte bu ayrımda karşı karşıya geliyor.