Sefaletin hikayesi

Yayın Tarihi 19 Mart 2021

Dünyanın bazı ülkelerindeki insanlar bolluk ve refah içinde yaşarken, bazı yerlerinde neden fakirlik ve sıkıntı içinde yaşarlar?

Tanrı insan mı ayırıyor? Yoksa “akıl verdim fikir verdim, evren verdim, koca bir dünya verdim gerisini de siz düşünün bir zahmet” mi demiş! Yıllar önce birlikte okula giderken yolda arkadaşım bir hikaye anlatmıştı. Birden o hikaye geldi aklıma…

 

İsa Peygamber Kutsal Topraklarda; çiftlik, kasaba dolaşıp, insanlara incili öğretir, sözleriyle onları doğru yola yönlendirirmiş. Gezilerinde yanına sadık yardımcısı Aziz Peter’ı da alırmış.

Malum otomobil henüz icat edilmemiş, bu geziler zorlu olurmuş. Bir kasabaya yaklaşırken İsa’nın bindiği katırın nallarından biri düşmüş ve hayvan topallamaya başlamış. Bunun üzerine nalbant aramaya koyulan Aziz Peter, duvarları yıkılan eski bir kapının üzerinde “nalbant” yazan bir ev görmüş.

Evin kapısını çaldıklarında kapıyı yırtık elbiseli yaşlı bir adam açar.

“İyi günler” der İsa Peygamber. “Katırın nalı düştü, nallayabilir misiniz?”

“İçeri gelin” der yaşlı adam. “Bakalım yapabilecek miyim?”

 

İçeri girdiler ve iskemleye oturdular. Adınız nedir diye sordular yaşlı adama. “Benim adım Sefalet’tir” dedi ve gerekli malzemeleri almak için dışarıya çıktı. Tanrının yoksul kulu, her yere baktı ama nal yapacak bir şey bulamadı. Tam konuklarına yapamayacağını söylemeye gidecekti ki ayağına gümüş bir halka çarptı. Yaşlı adam hemen demirci ocağını yakar gümüşü eritir ve balyozuyla döverek eriyen gümüşü nal haline getirir. Katırın ayağına çakar! Ne zekice!

Aziz Peter ve İsa borçlarını sorduklarında; Sefalet ikisini baştan aşağı süzer ve “Sanırım sizler de benim kadar yoksulsunuz. Sizden ne hakla para isteyebilirim ki. Huzur içinde gidin. Belki bir gün Tanrı yaptıklarımı görür”

İhtiyarın bu iyi niyetinden çok etkilenen İsa ve Aziz Peter; Sefalet’ e üç dilek tutmasını, ne dilerse Tanrının dileğini kabul edeceğini söylerler.

Yaşlı adam düşündü ve İsa’ya dönüp “İskemleme kim oturursa, ben kalk diyene kadar kalkmamasını dilerim” der.

Aziz Peter şaşırır, “Cennete gitmeyi dilesene” diye söze girer. Yaşlı adam karışmamasını söyler ve ikinci dileğini söyler.

“Her kim ceviz ağacıma tırmanırsa, ben izin verinceye kadar oradan inemesin” Peter bağırarak “Cennete gitmeyi dilesene inatçı adam!” diye bağırır. Aziz Peter’a sinirlenen Sefalet onu susturarak son dileğini diler.

Her kim tütün keseme girerse, ben çık deyinceye kadar oradan çıkamasın.”

İsa Peygamber; “İhsan edilmiştir” der ve Aziz Peter’la yollarına devam ederler.

İhtiyar adam konukları gidince dileklerinin çok saçma olduğunu düşünüp dövünmeye başlar. “Niye para, pul istemedim ki! Ne kadar aptalım. Şu anda Şeytan gelse yirmi yıl daha yaşamak ve istediğim kadar paraya kavuşmak için ruhumu satardım!”

Ve Şeytan kapıyı çaldı… Ne de olsa işi gücü yok şeytanın!

“Sefalet” dedi. “Dediklerini duydum. Seninle bir anlaşma yapalım” diyerek cebinden yazılarla dolu kağıdı çıkarır ve Sefalet’e imzalatır…

Şeytanla yaptığı anlaşma sonucu hayatı birden bire değişen Sefalet yirmi yaş gençleşmiş zengin bir adam oluvermişti. Kralların kontların kızlarıyla güzel zamanlar geçirdi, makam sahibi insanlarla ahbaplık etti.

Yirmi yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Bir gün eski haline gülmek için kulübesine giden Sefalet’in önünü Adı Kiti olan Şeytan önünü kesti ve borcunu ödemesini söyledi. Hazırlanmak için Kiti’den izin isteyip banyo yapan Sefalet geri döndüğünde Kiti’nin iskemlede oturup onu beklediğini gördü. Ve kalkamadığını… İsa’dan dilediği o saçma istek sonucu Şeytan Kitiyle tekrar pazarlığa oturdu ve bir yirmi yıl daha şan şöhret ve paraya kavuşma sonucunda Kiti’yi iskemleden kaldıracaktı. Öyle de oldu.

Yirmi yıl daha para ve gençlik içinde yaşayan Sefalet’in yine yirmi yılı dolmuştu. Bu kez uyanık ihtiyarın, yeni bir tuzak kuracağı düşüncesiyle Kiti, Sefaleti cehenneme almak için diğer şeytan arkadaşını da yanında götürdü.

Şeytanları eski kulübesinde karşılayan Sefalet canı sıkkın hazırlanmak için Şeytanlardan izin istedi. Hiçbir yere oturmamaya dikkat eden şeytanlar bu kez yerde ceviz gördüler. Tadına doyamayıp ikisi de ağaca çıkıp cevizleri yemeye koyuldular. Yanlarına gelen Sefalet İsa’da Peygamberden dilediği ikinci dileği hatırladı ve şeytanları tekrar anlaşmaya ikna etti. Bir yirmi yıl daha…

Dünyayı gezdi, eğlendi. Makam, mevki, arkadaşlar, kadınlar, paralar derken yirmi yılın sonunda bu kez Cehennemin kralı İblis devreye girdi. Bu tilki gibi uyanık ihtiyarın tuzağına düşmemek için kalabalık bir ordu ile Sefaletin ruhunu almak için kulübeye gittiler.

Kapıyı açtığında Sefalet kalabalık şeytan ordusunu görünce gözlerine inanamadı. “Bu kez de canımı kurtarabilirsem bir daha hiç ölmem diye “düşündü. Kiti’yi göremeyen Sefalet başında tacı olan İblis’e seslendi. “Siz kimsiniz ben sizi tanımıyorum. Sizinle sözleşme yapmadım.

Sinir içinde İblis cevap verir “Yine de benimle geleceksin. Ben Cehennemin kralıyım”

“Buna nasıl emin olabilirim?” diye soran Sefalet devam etti;

“Sen cehennemin Kralıysan bunu kanıtla. Bütün bu orduyu içine alıp karınca kadar küçülebilecek misin bakalım”

 

Böyle durumda herhangi biri kuşku duyardı ama, kötülerin gururları ve kızgınlıkları kaybetmelerine en büyük nedeni olduğu söylenir.

İblis öfkeden deliye döndü ve tüm şeytanları içine alıp karınca oldu. Sefalet hiç düşünmeden karıncayı aldı ve tütün kesesine koydu. Sonra keseyi nalbant haneye gidip çekiciyle dövmeye başladı. İşini bitirince yıkanıp üstünü değiştirdi. Şehirde dolaşmaya çıktı.

Ve ondan sonra her gün o keseyi örsün üzerine koyup öyle bir dövdü ki, her defasında giysilerini değiştirmesi gerekti.

Ve şehirde yürüyüşe çıktı…

Ve Sefalet yıllarca her yerde dolaştı durdu…

Cenk Ünver’e teşekkürlerimle