Seçime iki kala

Yayın Tarihi 07 Ağustos 2014

Yarından sonra Türkiye’nin yeni cumhurbaşkanını seçmek için sandık başına gideceğiz. Belki son yılların en stratejik seçimlerinden birine tanık oluyoruz. Orantısız bir seçim yarışının içinde yoğun mesai harcıyoruz. Herkesin kafasında farklı enstantaneler mevcut. 12-13 partinin ortak mutabakatla belirlediği Ekmeleddin İhsanoğlu bir taraftan, bir taraftan HDP'nin adayı Selahattin Demirtaş, ellerindeki kıt kanat imkanlarla seçim yarışında Türkiye cumhuriyeti halkına, milletine ulaşmaya, kendilerini, fikirlerini, yapacaklarını, olması gerekeni anlatıyorlar. Öte yandan hem Başbakan olan hem de Cumhurbaşkanı adayı olan AKP'nin adayı Recep Tayyip Erdoğan var ki akıllara ziyan ciddi bir bütçe harcaması yaparak seçim kampanyasını yürütüyor. Artık TV'lerin, medyanın, yandaş havuz medyasının neler yaptığını anlatmayacağım. Anlatmaya da gerek duymuyorum çünkü Erdoğan için gereğini fazlası ile yapıyorlar.

İktidar güç demek, güçlü olmak demektir. Güçlünün yanında yer alarak, belki faydası bize dokunur düşüncesinin hakim olması demektir. Ekonomik, sosyal, eğitimsel altyapısı eksik olan kişilerin veya toplulukların iktidarın başının ne dediğine bakması ve onu kanun gibi doğru bulmasına acizlik demekten başka çare de ben bulamıyorum.

Toplumumuz ayrıştı. Ciddi kutuplaşma söz konusu tahammülsüzlüğümüz had safhaya çıktı. Bu ortamda artık herkes uç olmaya çalışıyor. Kimse toparlayıcı, bütünleştirici hareket etmiyor.

Korku had safhaya çıkmış vaziyette, bu korku kendini rahat ifade edememe anlayışını hakim kılmış. Kısacası kim ne yapacak belli değil bu pozisyonda. Ah ülkem vah ülkem diye seslenebilirsiniz. Menfaatin en üst seviyeye çıktığı, halkın vatandaşın ülkenin geleceği hiç sayılan bir süreç, birlik beraberlik dersen laf olsun diye söyleyen ancak gereğini yerine getiremeyen bir anlayış hâkimiyeti. Vay memleket vay demek içimizi acıta acıta söyler haldeyiz.

Peki yarından sonra bir sandık gelecek önümüze ülkenin milli birlik ve bütünlüğünü mü savunacağız/ Yoksa korku imparatorluğunun yükselişi ve milli değerlerimizi birer birer yok edişini mi destekleyeceğiz? Avrupa'da, Uzakdoğu'da ve Amerika kıtasında pişkin kelle olan bir yapı görmek mümkün değildir. Her nedense pişkin kellelik bizim kelle paça çorbayı sevmemizden mi ortaya çıkıyor, idrak etmek güç görünüyor.

“Kim bu cennet vatan uğruna olamaz ki feda” diyebiliyoruz. Diyorsan neden gereğini yapmıyorsun be kardeşim, şüheda toprağı sıksan şühedanın sana yanlışını mı gördün? Sıktın da cevap alamadın mı? Ne olacak canım demeden geçme gafillendin ya ne olacak sanki demeyi de ihmal etme gayri. Ah be benim vatanımın evlatları sen nere ben orada ama, hep yalnız bırakıyorsun beni ya. Yalanı, dolanı, talanı, sevdin ama beni neden sevdin. Taptın yeşilliklerde bile olmayan renge sahip dolarlara da, neden beni sevmedin? Yoksa sevginin olduğu yerde aşk da oluşu verir de sonra benden vazgeçemezsin, diye korktun mu? Ah be dünya malına tapan sevgisi halen yüreğinde olan dostlar durun düşünün ve 2 gün sonra sandıktan ya onurun ya da yeşillere boyun eğen bir kişi olarak çık ortaya ama vazgeçme? Seçimde her üç adaya da orantısız seçimde başarılar diliyorum. Ben bu vatan için feda olmaktan onur ve şeref duyuyorum… Darısı sizin de başınıza…