Seçim Barajı muamması...

Yayın Tarihi 26 Nisan 2017

23 Nisan özel oturumunda konuşan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, meclisi yaralayan, milli iradeyi sakatlayan yüzde 10’luk seçim barajı ile bir serzenişte bulundu.

Haksız da değildi aslında…

Yüzde 10’luk seçim barajının, milli egemenliği hiçe sayan, yurttaşların tercihlerini görmezden gelen, temsiliyet haklarını çalan ve iktidarda kalmak için her şeyi reva gören çarpık bir zihniyet olduğunu yıllardır bizler de yazıyorduk.

Muhalefetteyken seçim barajının karşısındaki tüm siyasi partiler; geçerli durumdaki %10’luk seçim oranının dünyadaki en yüksek oran olduğu gerçeğini unutarak, iktidara geldiklerinde veya barajı geçtiklerinde darbecilerin getirdiği bu düzenlemeyi her nedense değiştirmeye yanaşmamıştır. Hal böyle olunca da adaletsiz seçim barajı varlığını korumaya devam etmektedir.

12 Eylül 1980 darbe öncesi dönemi teşkil eden 1974-1980 yılları arasında Türkiye’deki siyasi ve ekonomik istikrarsızlık ile adı konulmamış bir iç savaş ortamı seçim barajının gerekçesi olarak gösterilmiş, darbeyi yapan generaller de hizmetlerindeki sivillere ülkenin yeni Anayasası’nı hazırlatırken, bu dönemin faturasını kısmen de olsa seçim kanununa kestirtmişlerdir.

1980 Askeri Darbesi’nin bir ürünü seçim barajı, o tarihten itibaren her nedense muhasır medeniyetler seviyesine ulaşma hedefiyle iktidara gelen yahut iktidar ortağı tüm partilerin can simiti olmuştur.

Öncelikle, ülkemizde ki baraj sistemi seçim sonuçlarını incelerken, hem 2002 hem 2007 yıllarında yapılan genel seçimlerinin fotoğrafını çekmek, yaşatılan bu adaletsizliği tekrar hatırlatmak istedim.

2002 seçimlerinde, Meclis’e giren iki partiden AKP 11 milyon oy, CHP ise 6 milyon oy aldı. Her iki partinin toplam oyları 17 milyondur. Bu seçimlerde DYP %9,5, MHP %8.3, GENÇ PARTİ %7.2, BDP %6.2, ANAP %5.1 , SP %2.5, … gibi oylar alarak barajın altında kalmışlardır. Sadece bu altı partinin oy sayısı 12.3 milyondur. Toplam oy kullanan seçmen sayısının 31 milyon olduğu hesap edildiğinde 14 milyon seçmenin temsilcisinin meclis dışı kaldığı gözlenmektedir.

2007 seçimlerinde ise AKP 16 milyon oy, CHP 7 milyon oy, MHP 5 milyon oy almıştır. Üç partinin aldığı oyların toplamı 28 milyondur. Oy kullanan seçmen sayısı 35 milyondur. Bu defa da 7 milyon oyun temsil dışı kaldığı gözükürken “yönetimde istikrar” denirken, “temsilde adaletin” hiçe sayıldığı bir ortam yaratılmıştır.

Bu oy oranlarında olduğu gibi her seçimde seçmenlerin oylarını, seçim kuralları ve barajın etkilerini bilerek kullandığı net bir şekilde gözükmektedir. Seçimde baraj olmasa, çok farklı davranacak seçmenler, baraj bulunan bir seçimde tahmini zor, her seçim için farklı olabilecek değişik davranış biçimi sergilemişlerdir. Seçmen davranışlarında ki bu değişiklikler, hiçbir biçimde temsil adaletini sağlama yönünde değildir.

Baraj, seçmenin oyunu çarpıtarak değerlendirdiği gibi, seçmeni istemediği partilere veya bağımsız adaylara oy vermeye zorlamaktadır. Bir seçmen, oy oranı yüzde 10’u geçemeyeceğine inandığı bir partinin meclise girmesini istese dahi, beğenmediği veya sakıncalı yanlarını gördüğü bir partiye oy vermekte, büyük partiler bu nedenle doğal seçmenlerinin dışındakilerin oylarıyla da beslenmektedir.

AB ülkelerinde %0 ile %5 arasında değişen, Türkiye’de halen %10 olan bu seçim barajı, seçimlerde kanunlarca belirlenmiş oy oranlarına göre, meclise girecek siyasi partilerin belirlenmesini sağlıyor gözükse de Anayasa’nın 67. maddesinde; “Seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak şekilde düzenlenir.” fıkrasıyla çelişmektedir.

Bu nedenle her seçim zamanı milyonlarca oyun boşuna gitmesini sağlayan, ülke yönetiminin otokratik bir kimliğe bürünmesine neden olan, makul bir baraj oranı belirlenmediğinden halkın oylarının mecliste temsilini azaltan ve temsilde adaleti zayıflatan seçim barajı antidemokratik bir uygulama olmaktan öteye gidememiştir.

1980 darbecilerinin getirdiği milli iradeyi dışlayan yüzde 10’luk seçim barajının kaldırılması artık zaruri olmuştur.