Savaş Abi’nin ardından…

Yayın Tarihi 12 Kasım 2013

Kızım aradı telefonla, “Baba üzüleceğin bir haber vereceğim” dedi. Savaş Abi vefat etmişti. Twitter vermiş ilk haberi.¶

Önceki gün, Salı sohbetlerinde Öcal ağabeyle konuşmuştuk. Bu yaz Hıncal Uluç’la Bodrum’da röportaj yapmış Savaş Ay. Öcal ağabey, “Sigarayı bir türlü bırakmıyor.” dediydi. Ne korkunç. Korkunç bir haberi beklemek ne korkunç. Kızımın telefonunda kalakaldım.

Ah Savaş Abi, ah!

* * *

İki gündür senin okuduğun şiirleri dinliyorum, senin dinlediğin müzikleri dinliyorum.

“Evlat, bırak bunları, sen habercisin, yazmalısın.” dediğini duyuyorum.

* * *

Savaş Ay haberciydi. Doğru.

Savaş Ay şairdi.

Bu daha doğru.

Haberciliğinde hayatın içinden sıradan insanları tanıttı bize. Şairliğinde ise Savaş Ay’ın iç dünyası vardı.

* * *

Okan Yüksel “Gazeteci Şairler Ansiklopedisi”nin yeni baskısında Savaş Ay’ın şiirlerine yer vermişti. Sancar ağabeyin bürosunda otururken Savaş Abi’yi telefonla arayıp müjde verir gibi haberi vereyim istedim. Hastanede tedavi anına denk gelmişti. Ama buna rağmen telefonu açmıştı. Fısıldayan sesi ile “Tedavideyim evlat.” dedi. Ben ansiklopediyi anlattım. O an sevindi mi, bilemedim. Yanında olmak, o anda gözündeki ışıltıyı görmek isterdim.

Flash TV’de iki yıl kadar birlikte çalışma, birlikte İstanbul’a akma fırsatım oldu. Gece gündüz, yirmidört saat yetmiyordu ona. Sabaha karşı program bitince ben eve gitmek üzere hazırlık yaparken O, çoktan kamerayı almış, jipin şoför koltuğuna geçmiş ve diğer kapıyı açıp bana sesleniyor olurdu. “Habercinin evi sokaklar müdürüm. Hadi atla gidiyoruz.” Beni damardan yakalardı. Doğru Dolmabahçe'ye, gece muhabirleriyle çay içmeye. Sonra telsizden ne geçerse artık, yangınsa itfaiyeden önce ordayız, boğaz köprüsünde intihar girişimiyse polisten önce ordayız…

* * *

Savaş Abi şairdi. Herkes onun haberciliğini konuşuyor, anlatıyor. Hepsi doğru. Ama O şair olarak bilinmek isterdi.

Bu duyguyu bir de rahmetli Aziz Nesin’le yaşamıştım. Bir sohbetimizde o da şair olarak bilinmek istediğini söylemişti.

Gazeteci Şairler Ansiklopedisi'nin ilk baskısında Savaş Ay adı olmayınca sitem etmiş ama canlı yayında şiir gecesi yapmaktan geri durmamıştı. En gizli duygularını şiir ile dile getiriyordu. “Kapıyı anahtarla açmayı sevmiyorum” şiirine klip de çekmişti.

“Kapıyı anahtarla açmayı sevmiyorum
Zili çalmalıyım ve sen açmalısın kapıyı
'Hoş geldin canımmm..' deyip boynuma sarılmalısın
Uzun uzun öpüşmeliyiz kapı aralığında,
Elelele tutuşup içeri yürümeliyiz”

Savaş Abi için büyük televizyon kanalı, küçük televizyon kanalı yoktu. Büyük adamlarla haber yapılır diye de kuralı yoktu. Arka sokaklar, bilinmeyenler, hayatın sıradan akışı büyük adamlarla yapılan röportajdan daha sahiciydi onun için. Böyle yüzlerce örnek haberini verebilirim size. Savaş Abi haberciydi ve haberciliğin bir bedeli vardı, yuvana geldiğini sanırdın, kapının zilini çaldığında açan olmaz, yalnızlık kapısını anahtarla açarak öderdin bedelini.

“Ve bigün....
Bigün çekip gitmelisin evden
Gitmenle anlamalıyım;
Bu ev sevdasız olana bol gelir,
Yürü yürü bitmez koridorlar
Evin manzarası karanlığa göz kırpar,
Bu evde tek başına yaşayanlara, köpekler bile havlamaz bahçede
Çay pişmez, yemek yenmez
Sigaranın bile tadı kaçar

………………

Şiire de, şaire de, yaşama da kızılır
Kapının önüne gelinir
Alışkanlık icabı kapı çalınır
Yalnızlık pusuya yatmıştır içerde
Duyar, ama açmaz kapıyı
Neden sonra hatırlarsın
Anahtarını çıkarırsın
Kapıyı anahtarla açmayı sevmiyorum be...
Yalnızlığımı sevmiyorum
Ben yalnız, ben yalnız seni, yalnız seni
ÇOK... VE ÇOK....VE ÇOKKKKK...
SEVİYORUM!...”

* * *

Savaş Ay da senin benim gibi içinde neler gizledi, gizlediği nelere ve kimlere şiirini döktü. O hep başkalarının hayatlarını aktarırken biz onun da bir hayatı olduğunu es geçtik.

“Yine buradayım
Seni düşündüğüm bu gece de
Bilirim senin beni sevmediğini
Yine de yaşarım sensizliği

Geçmez geceler, günler
Seninle birlikte hem de sensiz
Bir hayal, bir de benle beraber
Yaşarım belki de delirmişçesine”

Şair Savaş Ay son yolculuğuna uğurlandı. Ben gözyaşlarımı ona belli etmeden gizlice bu yazıyı yazdım, bana tatlı gülümsemesiyle “Sağol evlat” dediğini duydum.