“Rezalet-i Cehalet”

Yayın Tarihi 24 Şubat 2020

Bu “milenyum” diye diye bir haller olarak karşıladığımız 3. Binyıl’a girdiğimiz kaç yıl oldu; ama cehalet denen şey azalacağına iyice azıyor!

Bu “milenyum” diye diye bir haller olarak karşıladığımız 3. Binyıl’a girdiğimiz kaç yıl oldu; ama cehalet denen şey azalacağına iyice azıyor!

 

İnternette canlı yayınlanan bir bilgi yarışması var, zaman buldukça girmeye özen gösteriyorum…

Sorular fena değil; çok kolay gidiyor ama finalde çok güzel zor sorular geliyor, elbette, bir biçimde insanın öğrenme sürecine katkı sağlıyor, fırsat buldukça izlemeye çalışıyorum...

 

Ama “rezalet-i cehalet” diz boyu

 

İzmir’i Karadeniz bölgesinde zannedenler mi istersiniz, Cumhuriyetimizin kuruluş tarihini bilmeyenler

mi… Van Gölü’nü Göller Yöresi’nde zannedenler mi istersiniz, köpekbalığını tatlısu balığı sananlar

mı!

 

İnsan böyle şeyleri gördüğünde yerle bir oluyor.

 

Sosyal medyadaki görüntü paylaşım sitelerine bir bakın… Bir arkeoloji profesörü, profesyonel bir çekimle görüntülenen antik bir kenti anlatıyor; 800 küsur kişi izlemiş, bir defineci elindeki telefonla çekim yapmış, topan bir kayaya karpuz seçer gibi vurup “şu kayanın içinde define var” diyor, 1 milyon kişi izlemiş!

 

İnsan bunları gördüğünde kendini çok kötü hissediyor.

 

Bazen çok acı örnekler de var…

 

Devletin televizyonunun web sitesinde geçenlerde bir deprem haberi veriliyor; - bizim Marmaris’in açıklarında- depremin olduğu yer; Dodecanese diye yazılmış!

 

Yunancası'nın İngilizcesi!

Oysa oranın yüzyıllardır Türkçe bir adı var: Oniki Adalar.

 

İnsan böyle şeyleri gördüğünde burnunun üstüne yumruk yemiş gibi oluyor!

 

Bu tür şeyleri önemsemeyince, gülüp geçince, “mikrop ben kadar olasıya ben dağ kadar olurum!” diye dalga geçince, cehalet küçük bir damlayken çığ olup üstümüze geldi, hepimizi silip süpürdü!

 

Eğitim sistemiyle zırt-pırt oynanırsa, ders geçme sistemleri gittikçe kolaylaştırılırsa, o kadar öğretmenimiz atanamadan bir kenarda “çürürken” ingilizce derslerine beden eğitimi hocaları giriyorsa, o kadar üniversite okumayı hakeden çocuklarımız birkaç saatlik sınavda başarılı olamıyorlar diye “eksik bırakılıyorlarsa” (vesaire vesaire...) olacağı bu!

 

Hatalı sollama denen basit bir şeyi bir türlü öğrenemediği için (öğretilemediği için) yolları kan gölüne çevirip sevdiklerimizi katliam gibi aramızdan eksilten, şevkat denen, merhamet denen şeyi öğrenemediği için (öğretilemediği için) yıllarca bir yastığa baş koydukları eşlerini kendilerine tamammül edemeyip boşandılar diye park köşelerinde gözlerini bile kırpmadan katleden adamlar “cehalet çığı”nın parçaları değiller de ne!

 

Bu ülkenin çok şey borçlu olduğu adam (yani Mustafa Kemal Atatürk) neredeyse 1 asır önce söylemiş;

Cehalet, yenilmesi gereken en büyük düşmandır!” demiş…

 

O halde, “savaş” sürecek.