Protokol yöneticileri

Yayın Tarihi 18 Temmuz 2014

Bir etkinlikte, bir salon toplantısında, düğünde, dernekte vs. her yerde dikkatle izleğiniz protokol diye adlandırılan bir bölüm vardır. Bürokrasi en siyasete kadar kelli felli adamların gelip oturduğu bir alandır. Rezerveydi denir. Yani rezerve edilmiştir. O kelli felli kişiler gelir en caka yerde otururlar, her türlü lüks ağırlama, özel ilgi alakaya maruz kalınan bölgedir, protokol.

Çocukken portakal olarak dile getirdiğimiz protokolde oturmak her oturan için ayrı bir önem taşır. Protokol savaşları vardır, tarihe yansıyan. Bu savaşlar oldum olası kişilerin kişilik yapısında değişim ve dönüşüme sebebiyet vermesi sonucunda illet bir virüs gibi de tanımlanabilir.

Vay be protokol adamı baksana giyimi kuşamı, duruşu, konuşması, bakışı, akıllara zarardır. Protokol bir süre devam eder, o kadar kısa bir süredir. Ki hayatımızda bir anlam teşekkül etmez. Temel altyapısı yeterli olmayanların oturması halinde dam üstünde saksağan cıbıldaklığı ile karşı karşıya kalırlar.

Özellikle kişilik yapısı oturmamışların protokollerde yer alması sırıtmaya mahal verir ki sıkıntı üstüne sıkıntı yaşar bu kişiler. Nasıl mı? Bulunduğu etkinliğe pek konsantre olamazlar. Kafaları 360 derece dönerken, gözler 360 ve katlarınca her yöne bakış atar. İki söz iki satır soru cümlesi ile karşılaştığında afallayan bir durumla yüz tutarlar. Hele hele bu kişiler kazara bir yerde başkan, yönetici oldularsa değmeyin onun cakasına, Allah rastgetire emrine de birkaç garibanı verdilerse yandı o garibanlar.

Evet hiç yok mu bu protokolü hak edenler ve oturduğu koltuğu dolduranlar. Elbette ki vardır. Protokole geçmekten erinen ve mütevazı bir biçimde erine erine herkesle selamlaşarak gidip oturanlar. Benim yerim burasıdır deyip, gidip pattadanak oturanlar değil, hatta utanmadan protokol kavgası çıkarıp ben neden protokolde değilim diyenler değil.

Şimdi gelgelelim siyasi olarak kongreler veya atamalarda görev alan siyasi partilerin yönetiminde yer alan bireylere, bu bireylerin asli görevlerini bazen karıştırdıkları aşikar gözlemlenir. Kendi organizasyonlarında ben yöneticiyim edasında protokolde gidip kazık çakmışçasına oturmaları misafirleriyle ilgilenmemeleri pek hoş karşılanmaz. Ne oldum delisi pozisyonuna kendilerini soktukları gözlerden kaçmaz. Hele hele siyaset kurumu olan bir partide yönetici ise insan odaklı geldiği yeri yadırgamadan mütevazı bir durum ve kişilik sergilemesi takdir edilir. Ne enteresandır ki bu durumla karşılaşmamız pek mümkün görünmez. Yüzleri gülmez. Asıktır suratları. Yanına yaklaşılmaz. Kraldan çok kralcılık yaparlar. Ve havalarından zaten geçilmez, poyraz bile yanlarında ciddi bir esinti olarak duramaz.

Bir siyasi büyüğüm siyasetle ilk tanıştığım zamanlarda “Büyüdükçe küçülmesini beceremezsen siyasi ömrün kısa olur” derdi. Eh bizim de bu sözün altına kalın kırmızı kalemle imza atmak boyun borcumuz oldu. Ey yöneticiler size tavsiyemiz, protokol yöneticisi olmaktan çıkın da halkın arasına girin ve halkın önünde eğilin. Halkın ve örgütlerinizin olmadığı yerde siz birer hiç olmaktan öteye gidemezsiniz. Bizden söylemesi.

Bu arada halkın arasında gezemeyen korkan koruma orduları ile gezenlerden zaten bahsetmiyorum. Hırsızlar, kaçakçılar, rüşvetçiler, çorbacılarla aynı masayı paylaşan, aynı protokolü paylaşanlardan bahsetmiyorum. Üç kuruşa ideolojisini, kimliğini vs. her şeyini satanlardan bahsetmiyorum. Güç için yüzlerce takla atanlardan hiç bahsetmiyorum. Onurlu, şerefli, haysiyetli halk için mücadele eden ideolojisi için var gücü ile çalışan adam gibi adam olanlardan bahsediyorum... diyor. Bir kardeşimiz...