Paylaşılamayan topraklar!

Yayın Tarihi 15 Şubat 2017

Pazar sabahları benim PTT günümdür. Pijama,Terlik,Televizyon. Tabii bir de vazgeçilmezim Kovboy filmleri. TRT 1 Western kuşağında her Pazar sabahı bir kovboy filmi yayınlanır. Bazen aynı film tekrar yayınlansa da ben Kemal Sunal filmi izler gibi, sanki o filmi ilk kez izliyormuşcasına aynı coşkuyla bir kez daha izlerim. Adeta ezberledim TRT’nin Western kuşağını desem yeridir.

* * *

Meğer benim gibi yüzlerce, binlerce Pazar sabahı kovboy filmi meraklısı varmış. İnternette dolaşırken rastladım. Neyse benim bu girişten sonra bahsedeceğim kovboy filmim, yazımın başlığından da anlaşılacağı üzerine “Paylaşılamayan Topraklar”.

Bu Pazar, hani şu geçtiğimiz Pazar günü oynayan filmin adı. Orijinali: Comes a Horseman. 1978 Amerikan yapımı film daha önce dilimize “Eve gelen atlı” adıyla çevrilmiş ve gösterilmiş.

Filmin yönetmeni sonraki yıllarda ününe ün katacak olan Alan J. Pakula. Başrol oyuncuları da hakeza ünlerinin başlangıcındaki James Caan ve Jane Fonda. Eh bu kadronun filmi izlenmez mi? Tadından yenilmez mi?

Ben de bir kez daha “magic box”un karşısında kuruldum ve TV’den izlemeye başladım.

Filmin “Paylaşılamayan Topraklar” adıyla çevirisi sanırım içeriğiyle ilgili. Adı üstünde. Ewing denen adam çiftliğinin çevresindeki toprakların tamamını ele geçirmek istemektedir. Tam da ‘gözünü toprak doyursun’ diye ekrana karşı nidada bulunacağınız bir simge Amerikalı kovboy.

* * *

Paylaşılamayan Topraklar ilginç bir isim. Aynı adla romanlar var. Aynı adla jeostratejik-siyasi-tarihi kitaplar var. Hatta o kadar ilginç ki, bazı kitaplarda güneyimizdeki topraklara, Suriye’ye deniyor “paylaşılamayan topraklar” diye. Hadi ben daha genişleteyim, Irak’a, Türkiye’ye deniyor, “paylaşılamayan topraklar”...

Hımm, benim neden bir kovboy filmine takılıp kaldığımı şimdi daha iyi anlıyorum. Filmin çevirisi sanki iyi yapılmamış. Filmde sığır çiftliğini genişletmek için toprak kavgası verildiği gibi bir hava var ama bir mühendisin çizimleriyle çiftliğin yanındaki araziye alttan girilmesi planlarından sanki petrol alanını ele geçirme kavgası, enerji kavgası gibi geldi bana.

Film zaten bazı yorumculara göre endüstrileşme sürecindeki Amerika'nın dönüşüm sancılarını anlatıyor diye sunuluyor.

* * *

Valla bugüne baktığımızda Amerika'da kapitalizmin başında ne varsa sonunda da aynısını görüyoruz. Bunu bütün Kızılderili filmlerinden, kovboy filmlerinden çıkarabiliyoruz.

Klasik senaryo hiç değişmiyor. Kızılderili kabileler birbirine düşürülüyor. Her birine silah satılıyor. O silahlarla Kızılderililer birbirini kırarken beyaz adam gelip onların topraklarına konuyor. Kovboyun Baba Buş, Oğul Buş, Klintın, Obama veya Tramp olmasının hiçbir önemi olmuyor. Kovboy kovboyluğunu yapıyor. Toprağı istiyor ve alması için ne gerekiyorsa yapıyor.

Senaryo aynı. Ama…

Hani meşhur Temel fıkralarından birinde şöyle anlatılır: Temel bir hafta boyunca her gün aynı kovboy filmine gider ve aynı sahne gelince beyaz perdeye doğru bağırır, “Ula uşağum arkana tikkat et, silahlı adam ateş edeyi, diyeyrum ama ha bu kızılderiliye anlatamayrum.”

Yıllardır yaşadıklarından ders çıkarmayan Kızılderili, beyaz adam tarafından arkadan vuruluyor, beyaz adam toprakları paylaşıyor ama o topraklarda yaşayanlar bir türlü makus talihlerini yenemiyor. Tramp “Amerika'ya sonradan gelenler terk etsinler” deyince Kızılderili “Tramp’a katılıyorum, önce o terk etsin o zaman” dedi. Tramp da bir göçmen çocuğu çünkü.

* * *

Bugün “paylaşılamayan topraklar” üzerinde oturuyoruz. Güneyimizde paylaşım savaşı sürüyor. Bu koşullar altında referanduma gidiyoruz. Hadi hayırlısı bakalım. Birbirimizi kırmadan, sağduyu ile konuşarak, tartışarak, öyle bir referandum yapalım ki sonuç ne olursa olsun topraklarımızı paylaşmak isteyenlerin birbirine düşürdükleri Kızılderililer olmayalım.