Orucun bir ay tutulmasının sebebi ne olabilir?

Yayın Tarihi 16 Nisan 2021

Şunu kesin olarak bilelim ki, Hak (cc), sebepsiz bir emirde bulunmaz. Emredilenin mutlak önemli bir sebebi, mutlaka çok önemli bir hikmeti vardır. O sebeple o emir verilmiştir. Yani şunu anlatmak istiyoruz. Orucun bir ay tutulması yerine 45 gün ya da 15 gün emri verilebilirdi. Halbuki verilen emir bir ay ile sabitlenmiş görünüyor. Allah (cc)'nin “Sayılı günler olarak oruç size farz kılındı. Tâ ki (günahlardan) sakınasınız (O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki, insanlara doğru yolu göstermek ve hidâyet ile furkandan (hak ile bâtılı ayıran hükümlerden) apaçık deliller olmak üzere, Kuran onda indirilmiştir. Öyle ise içinizden kim o aya erişirse, artık onda oruç tutsun!” buyurmasından anladığımız, oruç süresinin bir ay gibi bir süre ile sınırlı tutulduğudur. Allah’ın böyle bir emir vermesinin birinci sebebinin de, Zariyat Suresi 56. Ayeti'ndeki, insanlardan yapılmasını istediği kulluğun yapılmasından ileri geldiği anlaşılmaktadır. Anılan ayette, “Ben cinleri ve insanları beni tanısınlar, bir yaratıcıları olduğunu bilsinler ve bana kulluk etsinler için halk ettim” buyrulduğundan, insanlar da Allah’ın bu emrine uymak suretiyle, kulluklarını yaparak oruçlarının bir ay tuttukları anlaşılmaktadır.

Öyleyse, bir ay süre ile orucunu tutan mümin bunu, öncelikle Allah’ın emrini yerine getirmek için yapmaktadır. Müminin bütün amacı O’nun rızasını kazanmaktır. Bu sebeple Ramazan Orucu'nu, O’nun istediği şekilde bir ayla sınırlı tutmaktadır. Demek ki bir Müslüman’ın Ramazan Orucu'nu bir ay süre ile tutmasının birinci sebebi, Rabbimizin emrinin bu olmasındandır.

29 ya da 30 günle sınırlı tutulmasının ikinci önemli nedeni, İslam âlim ve yazarlarının verdiği bilgilerden öğrendiğimize göre, 3 ya da beş gün ve yahut da 10-15 gün gibi kısa süreli oruçların Müslüman’ın nefis ıslahı için yeterli olmayacağı, istenilen etkinin olması ve arzu edilen iyi alışkanlıkların kazanılabilmesi için, 30 gün gibi bir aylık sürenin olması gerektiğindendir. 30 günü yani bir ayı aşan bir oruç süresinin de kişinin gücünde bazı kayıplara neden olabileceği bilindiğinden, Allah Teâla Ramazan ayı oruç süresini bir ayla sınırlandırmıştır. Öyleyse Allah Teâla’nın orucun bir ay tutulmasını istemesinin ikinci bir nedenin de, kişiye, arzu edilen o iyi alışkanlıkların ancak bu sürede kazandırılabilecek olmasından ileri gelmektedir. İnsanların sabır, irâde, nefsânî arzulardan uzaklaşma gibi güzel özellikleri kazanarak ahlaki olgunluğa ermesi, bir aydan az olan bir oruçla mümkün görülmemektedir. Ayrıca bütün bunların sonunda ruhani bir yükselişe ulaşması da ancak bir ay tutulacak oruçla mümkün olabilecektir.

Demek ki Allah Teâla’nın Ramazan orucunun süresini bir ay olarak göstermesinin önemli nedenleri vardır.

 

ORUÇ TUTMANIN HARAM OLDUĞU GÜNLER

Burada zikretmemiz gereken bir konu da, Ramazan Bayramı günleri ile Kurban Bayramı'nın dört günü, oruç tutmanın haram olduğu günler olarak görülür. Bunun sebebi ise, bütün Müslümanların huzur ve sevinçlilik içinde olduğu, bayram yaptığı bu günlerde, Müslümanlara uymamak, Allah (cc)'nin müsaadesini, sanki ciddiye almamak gibi görüleceği için bu günlerde oruç tutulması haram olarak görülür. Çünkü o günler bayram olan günlerdir. Müslümanların bir araya gelerek bayramlaşacakları, yiyip içecekleri, ortaklaşa sevinecekleri günler olarak belirlenen günlerdir. Tam bir birlik ve beraberliğin olunacağı o günler de, herkesten ayrı hareket etmek, doğru bulunmamaktadır. İslam alimlerinden bazıları, Kurban Bayramı'nın 4. gününde oruç tutulabileceğini söyleseler de kanaatimce bu doğru olmaz. Bayramlar da oruç tutulmaması daha evla olur.

 

KAMERİ AYA GÖRE TUTULAN ORUÇ, NİÇİN FARKLI AYLARDA TUTULUR?

Oruç, kameri aya göre tutulan bir ibadet olduğu için farklı farklı aylarda tutulmaktadır. İslâm uleması bunun sebebini ve faziletini şöyle açıklamaktadır: Mevsimlere göre orucun, 8 saat tutulduğu zaman vardır, 17 saat tutulduğu zaman vardır. Eğer oruç aynı aylarda tutulsaydı, farklı bölgelerde yaşayan insanlar devamlı olarak 17 saat, ya da 8 saat tutmaya devam edeceklerdi. 17 saat tutulan yerdeki insanın kusuru ne ola ki, 8 saat tutulan yere göre sürekli 17 saat tutsun. Ya da 8 saat oruç tutulan yerdeki insan niye sürekli 8 saat tutsun. Bu, Allah (cc) adaletine uymazdı. Güney yarım kürede yaşayan insanlar, hep yaz aylarında ve hep 17 saat oruç tutmak durumunda kalacaklardı. Allah (cc), orucu kameri Aya göre halk ederek, oruç tutmada da adaletin göstermiş ve bunu, herkese dağıtılan bir adalet olarak düzenlenmesini sağlamıştır.

 

KISA SÜRE VEYA UZUN SÜRE ORUÇLU KALMANIN SEVAP AÇISINDAN FARKLILIĞI

Sırası gelmişken burada, çok sorulan bu soruyu da cevaplamak da yarar görüyoruz: Acaba bölgelerdeki farklılıklar dolayısı ile tutulan 8 saatlik oruç ile 17 saatlik oruç arasında sevap açısından bir fark var mıdır, ona bakalım. Ulemaya göre, 8 saat oruç tutanla 17 saat oruç tutanın kazanacağı sevap arasında fark vardır. Elbette ki 17 saat oruç tutanın sabrı daha büyük olacağı, daha çok uzun bir süre Allah’a ibadetli kalacağı için o durumdakilerin, sevabı da, fazileti de fazla olacaktır.

Daima, Allah yolunda çekilen çileler, yapılan sabırlar kişiyi, Allah’a daha çok yakınlaştıracaktır. Nefislerin daha fazla terbiye edilmesine sebep olacaktır. O bakımdan 17 saat oruçlu kalan ile 8 saat oruçlu kalan arasında sevap yönünden bir farkın olması normaldir. İslâm ulemasının görüşü bu yöndedir.

 

RAMAZAN AYININ, HER SENE 10 GÜN ÖNCE GELMESİNİN SEBEBİ

Farklı farklı takvimlerin kullanıldığının görüldüğü dünyamızda, bizlerin daha çok kullandığı iki takvim şeklinin olduğunu görürüz. Birisi kameri aylara göre düzenlenen Ay Takvimi, diğeri de güneşi esas alan Şemsi Takvimi, başka bir isimle söylersek Güneş Takvimi, ya da Miladi Takvim.

Kameri aylar ayın, dünya etrafındaki dönüşüne göre düzenlenen bir takvim şeklidir. Buna göre Ay, Dünya'nın etrafındaki dönüşünü bazen 30 günde, bazen de 29 günde tamamlar. Bu hesaplama içinde düşünürsek Ay’ın, Dünya etrafındaki dönüşünün ortalaması 29,5 gün eder. 12 ayla 29,5 günü çarparsak ay takvimine göre bir yıl 354.367 gün olarak görünür. Şemsi Ay'a göre ise, bir yıl da 365,242 gün olduğuna göre, Şemsi takvimden Ay takvim günü çıkarıldığında, 365.242-354.367 = 10.875 gün gibi bir farkın çıktığını görürüz. Yani Ay takvimi, Güneş Takvimi'ne göre ortalama 10 gün daha kısadır. O bakımdan Ramazan ayı her sene, geçen seneye göre 10 gün daha erken gelir. Başka bir deyişle Ramazan ayının her sene geçen seneye göre 10 gün önce gelmesinin sebebi budur. Bilinmesinde fayda gördüğümüz bir konu da Ramazan ayının, kamer ayına göre senenin 9. ayı olmasıdır. Ramazan ayının da her 32 senede bir (Bazen 33 olacaktır) aynı tarihe denk gelecek olmasıdır.

 

AY HAREKATINI ESAS ALAN HİCRİ TAKVİM VE RAMAZAN AYI

Bilindiği gibi dünyamızda geçerli olan bir Miladi Takvim bir de daha çok İslâm âleminde kullanılan Hicri Takvim vardır. Aslında bu iki takvim dışında kullanılan başkaca takvimler de vardır. Ama bunlar, ülkeler bazında fazla görülen takvim çeşitleri değildir. Miladî Takvim, Hz. İsa’ın doğuşu olarak kabul edilen “0” (sıfır) gününden başlatılmış ve bugünkü tarihe göre de 2021’e gelmiş olan ve hemen hemen bütün dünyanın kullandığı bir takvimdir. Hicri Takvim ise, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in hicret tarihini ele alarak düzenlenen bir takvimdir.

Hz. Ömer zamanında takvim yapma fikri ortaya atılmış ve bu düşünce o zamanki İslâmi yönetimce benimsenmiştir. Bu sebeple, sahabelerden Ali bin Ebu Talip’in, peygamberimizin Medine’ye Hicret tarihi olan 622 yılının 23 temmuz gününü sıfır kabul ederek Hicri Takvimi oluşturma fikri, Hz. Ömer ve arkadaşları tarafından da cazip bulunmuş ve sonuç olarak da, Hicri Takvim düzenleme ve uygulanmasına geçilmiştir. Ogün bugün Hicri Takvim İslâm dünyasında kullanılır halini sürdürüp gelmiştir. Şu anda, Miladi Takvime göre 2021 yılında görüldüğümüz gibi, Hicri Takvim'e göre de 1442 yılında görülmekteyiz. (Tabi bunlar her sene değişecektir)

 

ALTI AY GÜNDÜZ ALTI AY GECE OLAN KUTUPLARDA İBADETLER NASIL YAPILACAK

Altı ay gündüz altı ay gece olan kutuplarda oruç nasıl tutulacaktır?” sorusu tabi ki insanları düşündürecektir. Bu tür sorularla sık sık karşılaşıyoruz. O bakımdan bu gibi konularla ilgili Diyanet İşleri Başkanlığının, din âlimlerinin görüşlerini aktarmakta fayda görüyoruz. Bu gibi sonradan ortaya çıkan konularla ilgili cevaplandırmalar, Edille-i Erbaa veya Edille-i Şeriye ismi verilen Şer’i Delillerle yapılmaktadır. Bu tür konuları anlayabilmek için öncelikle Edille-i Şeriye’nin ne olduğuna bakmamız gerekiyor.

Bilindiği gibi İslâmiyet’te, iki önemli kaynak vardır. Bunlar da Kuran ve Hadis’lerdir. Bu iki temel kaynakla cevaplandırılamayan konuların cevaplandırılması için bu iki ana temel kaynağa İcma-i Ümmet ve Kıyas-ı fukuha dediğimiz iki şer’i delil daha eklenmiştir. Böylece İslâmiyet’ de başvurulabilecek Şer’i delillerin sayısı dörde ulaştırılmıştır. İslâmiyet’te bu başvurulacak kaynaklara, Edille-i Şeriye ismi verilir.

Edlle-i Şeriye, İslâmiyet’teki fıkıh ilminin istinat ettiği deliller anlamına gelir. Edille-i Şeriye’nin dinimizdeki uygulanması sayesinde Kuran ve hadislerde yer almayan ama Müslümanların yapması gereken bazı yeni durumlara Edille-i Şeriye delilleri ile çözüm bulunur. Edille-i Şeriye’nin ortaya koyduğu delil sayısı dört olduğu için, Edille-i Şeriyeye veya Edille-i Erbaa denir.

Kutuplarda oruç tutma ya da namaz kılma gibi benzeri konular, peygamberimiz zamanında olmadığından ve sonraları ortaya çıktığından Kuran ve hadislerde bu gibi konularla ilgili bir açıklama tabi ki bulunamaz. Bunların cevaplandırılması, Edille-i Şeriye delileri yolu ile ancak mümkün olabilir. İslâmiyet’te bir konu Kuran’da yoksa hadislere bakılır. Hadislerde de yoksa Şeri delillere bakılarak çözüm bulunur. Yani bir kıyaslama yapılarak çözümlenmeye çalışılır. Ya da İcma-i Ümmet dediğimiz karar verebilecek özellikteki İslâm âlimlerinin bir araya gelerek verdiği veya vereceği kararlar esas alınır.

 

KUTUPLARDA ORUÇ VE NAMAZIN NASIL KILINACAĞINA GELİNCE

Kutuplarda oruç veya namaz konusu da, yukarı da izah edildiği gibi Edille-i Şeriye yolu ile çözüme kavuşturulmuştur. İslâm ulemasının verdiği karara göre, kutuplara en yakın olan ve güneşin normal doğup battığı ülke esas alınarak, o ülkedeki güneşin doğup batışına göre kutuplarda oruç tutulur. O ülkedeki namaz vakitlerine göre de namaz ibadeti yapılır. Örnekle anlatırsak, mesela kutuplara en yakın ülke Norveç ise, Norveç esas alınarak ibadetler ona göre yapılır. Bu konudaki İcma-i Ümmet kararı budur.

Değerli okurlarım, Mübarek Ramazan ayı ve onda tutulan oruç hakkında verilen bu bilgilerden sonra yarın da inşallah, Ramazan ayında indirilen kitabımız Kuran üzerinde duracağız. Kuran’ın indirilişinden başlayarak O’ndaki sureleri ve özelliklerini, ayetlerini ve ayetlerdeki sırları, Kuran-ı Kerim’in içeriği ile ilgili bazı önemli görüşleri aktarmaya çalışacağız.