Nerede o eski Hıdırellezler

Yayın Tarihi 03 Mayıs 2017

Kış biter, renk renk çiçeklerin ıslak temiz kokusu siner içimize…

Bu sebeple hep baharı hayal eder insanoğlu, baharın gelişini…

Sevda mevsimidir bahar, umudun, neşenin, iyi dileklerin, yeni açılan sayfaların mevsimi…

Yine bahardayız.

Aylardan Mayıs…

Baharın müjdecisi Hıdırellez yaklaştı.

Ruz-i Hızır denilen Hızır-İlyas günü geldi çattı.

Halk arasında Hızır ve İlyas’ın birleştiği gün yani…

Hıdırellez ile ilgili yazılı kaynak yoktur. Hızır inancından hareketle bahar bayramı ile özdeşleşmiştir.

Büyükdede ve büyükannelerimizden Hıdırellez kutlamalarını dinleyince ‘Nerede o eski Hıdırellezler?’ demek geçiyor insanın içinden…

Ne güzelmiş o zaman yaşananlar.

Hıdırellez günü erkenden kalkıldığını, eski bağdadi evlerin kapılarının aralandığını, genç kızlar için hazırlanan sandıkların açıldığını göremeyen bizler çok şeyler kaçırmışız aslında.

O günler ne kadar masummuş. Herkesin tek isteği evlerine bereket dolması, genç kızların iyi bir evlilik yapması, tahsil görenlerin büyük adamlar olmasıymış.

Hatta beyaz kâğıtlara dilek yazılır, dilekler kırmızı kurdela ile gül dalına asılırmış.

Akşamına, şakayık dallarına paralar asılır. Hatta çok çok eskilerde kese içine para dikilip gül dibine gömülürmüş. Ya da açık cüzdan bırakılırmış. Böylelikle bolluk ve berekete ulaşmak, varlıklı kişiler olmak hayal edilirmiş.

Asılan paralar ya da cüzdanlar ise Hıdırellez'in ertesi sabahı erkenden geri toplanırmış.

Hıdırellez sabahı dilek dilemek üzere kavak ağacı yaprağına üç zeytini bir sarıp, bunu iç çamaşırına koymanın bile bereketi varmış. Bereket bu yapraktaymış. Günün sonuna kadar dayanabilenlerin sabırlı olduğuna inanılır, sabır gösterenlerin ileride okulunda, işinde muvaffak olacağı düşünülürmüş.

O gün kadınların çocuklara seslenişleri, sütçünün gelişi, gevrekçinin, turşucunun, yoğurtçunun, şambalicinin hatta yeni yeni dolaşmaya başlayan dondurmacının geçişi dahi heyecanla beklenirmiş. Tüm bunların sevginin, mutluluğun, bereketin işareti olduğuna inanılırmış.

Diğer yandan bahar akşamının ışıltısında, Hıdırellez ateşi yakılır, mahallenin her iki ucu tutularak, işinden evine doğru gelen insanların yolu kesilir, toplanan paralarla çerez ve meşrubat alınırmış.

Tüm çocuklar odun parçaları ve bulduğu eski bezleri ateş yakılan yere doğru götürür, herkesin bir payı olurmuş yanan ateşte…

Gençler şarkılar söyler, ateşten atlarken mutluluk ile hüzün, acı ile sevinç, ortak ve usulünce yaşanırmış.

İnsanların gözlerinde beliren samimiyet, yaşanıp gidenlerin, söylenip bitenlerin, gelip geçenlerin kırılmışlığını yok edermiş.

Kapı önü sohbetlerinin başladığı günmüş hıdırellez. Minderini, tokmağını, çayını, çekirdeğini alan kapısının önüne otururmuş.

Hele Hıdırellez akşamının ertesi günü gidilen piknikler için anlatılanlar…

İşte o yıllar geldi geçti…

O kadar çabuk tükettik ki her şeyi…

Geriye bir tek tablet ve akıllı telefonlar kaldı elimizde…

Bir o kadar da kaybettik bizi bir ve beraber yapan mutlulukları.

Dedelerimizin, büyükannelerimizin dediği gibi ne eski hıdırellezler kaldı ne eski keyifler elimizde?