Nefes almaktır tiyatro...

Yayın Tarihi 28 Mart 2018

Nefes almaktır tiyatro...
Geçtiğimiz gün ‘Dünya Tiyatro Günü’ydü…
Elimden geldiğince her yıl Mart ayının son haftasındaki yazımı tiyatroya ayırmaya çalışırım.
Ne tiyatrocuyum ne de ailemde tiyatrocu var.
Lakin tiyatro, insanı ve hayatı sorgulamanın en acımasız yolu. Sanat dalları arasında en "insan", en "yaşam" kokanı.
Belki de bu yüzden sempatim.
Tiyatro toplumu harekete geçirme ve farklılıklar arasında köprü kurma konusunda muazzam bir güce sahip.
Tiyatro anlamayı, saygı duymayı, sevgiyi ve birlikte varolmanın hazzını algılamaya çalışan evrensel bir dil aslında.
Barış ve uzlaşma konusunda da maharetli…
Bizi aydınlık günlere ulaştırmak için en gerekli, en önemli araç belki de...
Türkiye ve dünyada  toplumların büyük  acılar yaşadığı, adalet, özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesi açısından son derece vahim gelişmelerin ardı ardına yaşandığı bir dönemden geçiyoruz.
Elbette tiyatro kurumu da bundan etkilendi ve etkilenmeye devam ediyor.
Tiyatronun iyi bir diyalog aracı olduğu unutulmamalı.
Ve bu sebeple bu sıkıntılı dönemi birbirimizi anlamadan, sevmeden atlatmak zor.
Hele hele tiyatro olmadan...
Sonuç olarak tiyatro yerli ve bağımsız bir yaşam alanı içinde eleştiri işlevini ihmal etmeden bu toprağın nabzını tutmaya, bize bizi anlatmaya devam edecektir.
Tiyatro; seyircidir, oyuncudur, ihtirasların, menfaatlerin, kinin, hıncın yok olmasıdır.
Tiyatro yazanların, çevirenlerin, ışıklandıranların, giydirenlerin, dekorunu yapanların, oynayanların, tiyatrocuların, tiyatroya gidenlerindir.
Kısacası tiyatro nefes almaktır.
Aydınlığı tercih eden, karanlığa sanatla direnen tiyatrocuların, tiyatro emekçilerinin ve tiyatro sevenlerin gününü canı gönülden kutluyorum…