Ne olacak bu memleketin hali?

Yayın Tarihi 22 Mart 2017

Yıllardır eğitimsizlikten, işssizlikten, refah düzeyindeki adaletsizlikten, ekonomik anlamda söz sahibi olamayışımızdan, bölgesel güç olarak tek başımıza karar alamamaktan, yoksulluktan ve daha nice sorundan bahsediyoruz.

Lakin kuruluşundan itibaren küresel bir tehdit altında varlığını sürdüren ülkemiz,  özellikle  son on beş yıldır farklı sorunların sarmalında can cekişiyor...

Sorunların temeline baktığımızda ise ülkenin ekonomik bağımsızlığını kaybetmiş olması; halkın egemenliğini sağlayacak örgütlü yapının temellerinin zayıflatılması ve özgür düşüncenin yerine biat kültürünün egemen kılınması olgularının bulunduğunu görüyoruz.

Öyle anlaşılıyor ki bu sorunlar tersine çevrilmeden ülkemizin kendi ayakları üzerinde durması çok zor. 

Siyasilerin hep bir düşman yaratma, kutuplaştırma, ülkeyi siz ve biz diye ayırma konusundaki üstün meziyetleri ülkemizi gitgide büyük bir çıkmazın içine sürüklüyor.

Bir ülkenin temelini oluşturan aile kurumu başta olmak üzere toplumun her katmanında  AKP’li ya da CHP’li yahut MHP’li ya da HDP’li birbiriyle konuşamaz, tartışamaz, sohbet edemez hatta birbirlerinin siyasi düşüncelerinden dolayı görüşemez olmuştur.

Bir türlü sağlanamayan toplumsal huzurun sebebini çağdaş hukuk sistemininin uygulanamamasına  veya halkın oyları ile seçilmiş olmasına rağmen yasama organı olan TBMM’ye duyulan güvensizliğe bağlamak amiyane tabir ile saflık olacaktır.

Siyasilerin “Bir fikri insanların kafasına yerleştirmek, ona inandırmak mı istiyorsunuz, usulünce sürekli tekrarlayın; doğru olması önemli değildir. İnanın bir süre sonra istediğinizin gerçekleştiğini göreceksiniz’’ tezi ülkemizde karşılık bulmuştur ne yazık ki...

Her gün yeni bir darbe ya da yolsuzluk iddiası yahut gündem değiştirme adına yaratılan yeni spekülatif haberler Nazi Almanyası’nın ve Hitler’in Propaganda Bakanı Göbbels’i aratmaz olmuştur.

Peki yıllar önce ne demişti Gobbels?

 “Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız, insanlar ona o kadar fazla inanır. Hıristiyanlığın bu kadar etkili olmasının sebebi 2000 yıldır aynı şeyi söylüyor olmasıdır.”

İşte ülkemizde de gerçekleştirilmek istenen budur aslında...

Elbette bir toplum içerisinde çok farklı kültürler ve buna bağlı farklı düşünceler bulunabilir. Bu durum kültürel çeşitliliği meydana getirir. Bu çeşitlilik ne kadar fazla olursa ortak değerleri bulmak veya ortak değerler çevresinde birleşmek o kadar kolay olur.

Bizi biz yapan değerlerden ne kadar uzaklaşır, bir takım tutar gibi siyasi parti tutmaya devam edersek; bölünmemiz etnik, dini ya da dil nedeniyle değil gönüllerde olacaktır.

Ve unutulmamalı ki yüreklerde birliğini ve beraberliğini yitirmiş bir kurumun dıştan veya içten hiçbir düşmanının oyununa ihtiyacı yoktur. O zaten kendi kendisini  çok kolay yok edecektir.

Sonuç itibarıyla bir ve beraber olmak zorundayız.

Koşullar, imkânlar, zorunluluklar, teknoloji, dünya, evren değişiyor...

Tüm bu değişimin ortasında siyasi fikirler arasındaki ayrımı keskinleştirilmek, sömürüye, baskıya ve eşitsizliğe dayanan bir toplum yaratılmak isteniyor.

Ülkesini binbir güçlükle düşmanlardan kurtarmış, el ele vererek bu genç Cumhuriyet’i bugünlere taşımış bir ecdadın torunları olarak, bize yapılmak istenen bu durum kesinlikle bir yazgı değil.

Siyasi kimliğimiz, etnik kimliğimiz, dilimiz yahut inancımız ne olursa olsun birbirimize saygı duymaktan başka çaremiz yok.

Bu yaşananlar da sadece ve sadece tarihin akışında geçici bir dönem...

İnanın buna...