Nasıl bir Türkiye fotoğrafı var?

Yayın Tarihi 24 Haziran 2016

 

Gün içerisinde nasılsın diye soran arkadaşlara söylüyorum, “Türkiye gibiyim” diye. Türkiye'de ne yazık ki tablo içler acısı. 600’ün üzerinde şehidimizin olduğu, Ramazan ayında gerçekleşen nahoş olaylar, artık televizyon bile izleyemeyecek duruma gelen vatandaşlarımız ve ne yazık ki buna dur diyemeyen, kayıtsız kalan bir yönetim ve hükümet olduğunu görüyoruz.

Gözlemlediğim kadarıyla ülkemizde bir şeyler yolunda gitmiyor, bir şeyler sıkıntıda. Ekonomik olarak şahsım da dahil olmak üzere piyasada yaprak bile kımıldamıyor. Ben; inşaatla uğraşıyorum, yüksek mühendisim, yapmış olduğumuz inşaatların satışlarında çok ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. TV ekranlarının hemen hemen hepsinde inşaat reklamları var. Ne yazık ki hepsi aynı durumda.

Türkiye’nin geleceği maalesef çok enteresan bir boyutla sınırlandırılmış durumda. Amerika’dan gelecek haberlere göre ve hükümetin her türlü aktiviteyi, olayı aynı noktaya bağlamasıyla devam eden bir Türkiye gündemi var.

Mekezi yönetime karşı gelen en ufak bir söylem veya eyleminizde bir terör örgütüne ya da paralel yapıyla bağlantınız olduğu gündeme getiriliyor. Böyle bir kutuplaşma gündemindeyiz. Türkiye'de gündem bu şekilde yürüyor.

Türkiye’nin geleceğinin gençlerin elinde olduğunu, özgür, demokratik, hukuk devleti olmamız gerektiğini biliyor ama bunun için sorumluluk almıyoruz. Sanayiciler, işadamaları, sivil toplum örgütleri içinde bulunduğumuz bu durum hakkında inanılmaz bir sessizliğe gömülmüş  durumda. Türkiye sessiz yürüyor. Bu sessizliğin içinde bir tek konuşan var o da sayın Cumhurbaşkanı. Sonuç olarak bir kişinin konuştuğu ülke durumundayız.

Demokrasilerde liderler her zaman konuşmaz, halkı dinler, milletin sesine kulak verir. MİLLET‘in sesi var mı? Yok. Maalesef sesi kısılmış durumda. Hoşgörü ayında bile şehir vandalları ortaya çıkıp insanların özgür yaşam koşullarına müdahale ediyor.

Vatandaşın sokakta kendini ifade etme özgürlüğü tamamen elinden alınmış durumda. İşçi, memur, çalışan… Yakın zamanda gerçekleşen; yaşam özgürlükleri için yürüyüş yapan eşcinsel LGBT üyelerinin onur yürüyüşleri engellendi. Sıkıntısını dile getirmeye çalışan her kesim maalesef kolluk kuvvetleriyle engelleniyor.

Herkesin özgürce fikrini, düşüncesini dile getirmesi lazım. Neden bu kadar sessiz kalıp korkuyoruz.

Misal; kaçak elektrik kullanımı ve tamamen sistemin aksamasından kaynaklanan borcun kayıp kaçak bedeli diye vatandaşa fatura ediliyor, vatandaştan çıt yok. Devlet hukuksuz bir şekilde bunu vatandaşından alıyor ve biz buna sesimizi çıkartamıyoruz.Ben bazen nerede yaşıyorum diye kendi kendimi sorguluyorum.

Nereye kadar bu böyle gidecek?

Vatandaşın hak ve hukukunu kim savunacak?

Devlet, savunması gerektiği insan hakları ve hukuku ayaklar altına aldı. Sevgiyi, kardeşliği, saygıyı egemen kılabileceğimiz her kesimden kişinin birarada yaşama erdemini gösterebileceği bir Türkiye hayalimiz var, umudumuzu kaybetmemeliyiz.

Türkiye'de demokrasinin tam anlamı bilinmiyor. Cumhuriyetle yönetilen hiçbir ülkede tek parti olmaz. Bu gündeme getirilerek diğer partiler yok sayılmıştır. Devletin tüm imkanlarını sadece iktidar partisinin kullandığı, diğer partilere 0 kaynakla çalıştığını biliyoruz. Böyle bir durumda demokrasiden söz edilemez. Tüm TV kanallarının %99'u iktidar partisine çalışırken muhalefet partilerine ayrılan süre 10 dakikayı geçmiyor. Hangi ülkede bir cenaze töreninde ana muhalefet başkanının önüne kurşun koymaya cesaret eden çıkar.

Türkiye’yi ancak ehli vicdan ehli namus sahibi kişilerle el ele, kol kola gençlerle hep birlikte Çanakkale zaferinde olduğu gibi bu durumdan kurtarabiliriz.