Macron vs Erdoğan (!)

Yayın Tarihi 24 Eylül 2020

Fransa’nın en genç Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u çok severdim ben… Belki Fransız dostlarımın neredeyse hepsinin onu çok sevmesinden etkilendim... Belki oturduğu koltuk için yapılan seçimi “Türk düşmanı büyük faşistin küçük kızı” Le Pen’i geride bırakarak kazanması, belki sosyal etkinliklerde kadın ve çocuklar başta olmak üzere insanlarla kurduğu sıcak ilişki gibi şeyler de beni etkilemiş olabilir.

Fransa’nın en genç Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u çok severdim ben

Belki Fransız dostlarımın neredeyse hepsinin onu çok sevmesinden etkilendim...

Belki oturduğu koltuk için yapılan seçimi “Türk düşmanı büyük faşistin küçük kızı” Le Pen’i geride bırakarak kazanması, belki sosyal etkinliklerde kadın ve çocuklar başta olmak üzere insanlarla kurduğu sıcak ilişki gibi şeyler de beni etkilemiş olabilir.

 

Yani Mülkiye’deyken mektuplaştığım unutulmaz liderleri Cumhurbaşkanı François Mitterrand’dan yıllar sonra Macron’da da “alkışlanabilecek” bir şeyler arıyordum şahsen.

Ta ki Erdoğan’a “laf attığı” o güne kadar.

Sen kiiim, benim Cumhurbaşkanım hakkında ileri geri konuşmak kim?

Alt tarafı, sömürgecilik tarihinin tamamı ele alındığında, insan hakları konusunda yeni yeni moda olmaya başlamış herhangi bir ülkenin “şef”isin.

Geri kalmış toplumlarda aşağılık komplekslerinden kurtulamayan bazı kişilerin hala çok güçlü zannettiği ülkenin tarihte Kuzey Afrika başta olmak üzere birçok yerde neler yaptığı ortada ve maalesef olan bitenler daha dün gibi.

 

O lafı, Med 7 yani Avrupa Birliği Üyesi Güney Avrupa Ülkeleri Zirvesi öncesinde basın toplantısında söylüyor…

(Zirvenin yapıldığı yer bile tam anlamıyla “Fransızlaştıramadıkları” için yerli halkın Corsica dediği La Corse (yani Korsika adası), benim bu dünyada en çok sevdiğim yerlerden biri… Kent Ajaccio (kendini Fransızlardan daha başka bir şey olarak gören Adalıların Aiacciu dediği yer)...

Neymiş efendim; “Türk halkıyla değil; Erdoğan ile sıkıntı varmış!”

“Türk halkı büyük bir halk ve başka şeyler hak ediyor. Biz Avrupalılar, Türk halkına değil Erdoğan hükümetine karşı açık ve sert olmalıyız” diyor.

Küstahlığa bakın!

Sen kimsin ki; kendini koskoca bir halkı değerlendirebilecek güçte görüyorsun ?

Nesin yani sen?

Sömürge valisi mi?

Değil… Ama kendini kesinlikle öyle zannediyor gibi.

Çünkü zirve öncesi konuşmasında “istediğimiz tansiyonun yükselmemesi ama bu pasif olacağız anlamına gelmemeli” gibi, zirve sonrası konuşmasında “iyi niyetliyiz ama saf değiliz” gibi tehdit edici ifadeler var!

 

Libya’da Türkiye karşısında uğradığı “yenilgi”yi telafi edebilmek, yerle bir olan itibarını yeniden ayağa kaldırabilmek ve Yunanistan’a üç beş uçak satabilmek için yapmadığını bırakmayan ama sonunda “Türkçe tweet” atmak ve Recep Tayyip Erdoğan ile telefon görüşmesi yapmak için randevu istemek zorunda kalan “arkadaş”a kendi kültüründen bazı sözler hatırlatacağım…

Le scandale” falan filan yok; benim ihtisasım diplomasi üzerine; diplomatik konuşma ve yazışma tekniklerinde uzmanlığım var, yanlış yapmam; zaten bunları söyleyenler kendi adamları, kendi ataları…

 

Il n’y a pas de verités moyennes (Georges Bernanos)

(Yarı doğru yoktur)

 

La vérité vaut bien qu’on passe quelques années sans la trouver (Jules Renard)

(Doğruyu ne kadar geç bulursan o kadar değerlidir)

 

On n’est point toujours une bête pour l’avoir été quelquefois (Denis Diderot)

(Birkaç kez salak olmamız her zaman salak olacağımız anlamına gelmez)