Küreselleşmenin sonucu; çevre kirliliği...

Yayın Tarihi 07 Haziran 2021

Marmara Denizi kıyıları yaklaşık beş aydır müsilaj ya da deniz salyası olarak sarı, beyaz renkte bir sıvıdan muzdarip.

2007’de de aynısı olmuştu Marmara denizinde. Ekolojik bir durum değişimini işaret etmişti.

Son zamanda nüfus baskısı ve insan kaynaklı yükler daha da artınca ekolojik değişim şimdi tam anlamıyla çevre felaketine dönmüş durumda. Bu küreselleşmenin getirisi çevre kirliliği maalesef.

*

İlk önce Şarköy kıyılarında rastlandı bu musilaj derdine.

Sonrasında Tekirdağ, Gemlik, Mudanya derken Kartal, Pendik, Caddebostan, Moda kıyıları.

Sonra tüm Marmara.

Konu görüntü kirliliği mi? Hayır.

Konu küçük balıklar, yengeçler, karidesler ve konu birçok deniz canlısının kitlesel ölümleri...

Konu dip canlılarının ölümleri...

Denizde oksijen azalıyor. Konu bu.

Mercanlar, sünger kolonileri ölüyor, konu bu.

Deniz çayırlarını, midyeleri ve mercanları kapladığı için onlar da ölüyor.

Balıkların yaşam ve beslenme alanları ölüyor, haliyle oksijen azaldığı için balıklar da ölüyor, konu bu.

Kısaca, ihmalin sonu Marmara hasta. Bu buz dağının bir parçası.

*

‘Deniz ölüyor. Sinsice ve hayalet gibi çökmüş salyalar ile deniz ölüyor. Marmara denizi can çekişiyor.’ İşte uzmanlar günlerdir bunu haykırıyor.

Denizin dibinin denizin üstünden daha da beter olduğunu haykırıyorlar.

Bizim atıklarımızı biz, temizlik yapıyoruz zannederek gönderiyoruz denizlerimize.

Elbiselerimiz temizleniyor belki ama kalbimiz kirleniyor.

Gidecek yeri olmayan dip canlılarının sığınakları elden gidiyor.

Onlara can suyu olacağımıza atık su gönderiyoruz.

Ekoloji mahvoluyor. ‘Ağaçları kesmeyin, denizlerimizi kirletmeyin’ diye diye çok bağırdık ama sesimizi duyuramadık. Ne bir ağaca can suyu olduk, ne de bir deniz yaşamına. Rant yüzünden sesimizi hiç duyuramadık.

*

Çok hassas bir eko-sistem var yeryüzünde ve biz insanlık maalesef ki sisteme dışarıdan çok müdahale ediyoruz.

Dengesiziz. Yıkıcıyız. Yok ediciyiz.

Denizdeki azot ve fosfor yükünü arttıran kim? Bizler.

Atıkları denize yollayan kim? Bizler. Kıyı alanlarını mahveden kim? Bizler.

Biyoçeşitliliğin yok edilmesine sebep olanlar kim, makro bitkileri yok eden kim? Bizler.

Zincirde bir kırılma oluşturduk. Bu ekosisteme yönelik her zarar da maalesef ki bir zincir halkasının kırılmasıdır.

*

Daha niceleri var konuşulacak yeryüzü adına. Küresel iklim değişikliği aslında asıl konu. Ekosistem değişimleri asıl konu. Yeryüzünün tüm kara, hava ve deniz alanları talanda.

Küresel ısınma ve iklim değişikliği, hayvan ve bitki türlerinin (yani biyolojik çeşitliliğin) azalması, asitleşme son safhada. Suların kullanımı, atık yönetimi çok önemli.

Küresel yoksulluk, finansal istikrarsızlık, salgın hastalıklar, savaşlar, göçler, aşırı kentleşme ve gürültü vb. sayabileceklerimiz. Sayamadıklarımız da var.

Küreselleşmenin de bir sonucu bunlar maalesef. Hem bireysel olarak, hem ülkeler, hem de evren olarak tek başına çözemeyeceğimiz bir durum.

*

Kuşkusuz ki, bu negatiflikler olumsuz etkiler küresel işbirliği ile aşılabilir.

Evrensel yaklaşım önemli. Makroekonomik yaklaşım önemli. Doğal kaynakların kullanımı önemli. İşletmelerin ve bireylerin iktisadi faaliyetleri ve yaptıkları tüketim harcamaları önemli.

Çevreye hava, su ve toprak kirlenmesi biçiminde yarattıklarımız önemli.

Uzun yıllar ekonomik kalkınma üzerine bir düzen vardı. Bu değişmeli.

Ekonomik büyüme ve kalkınma kaygıları yerine çevre ve doğal kaynakların durumu ile uğraşmalıyız. Çevre bilincinin oluşmasını, gelişmesini, büyümesini desteklemeliyiz. Küreselleşmenin de etkisiyle, izlenen politikalar değişmeli.

Kalkınma politikalarının doğal çevre üzerinde yaptığı tahribata vurgu yapılabilmeli. Çevre sorunları da ön plana çıkarılmalı.

“Sürdürülebilir kalkınma. Asıl mesele bu. Gelecek nesillerin refahı için bu şart.”

*

Ekonomik gelişmenin çevreye ve doğal kaynaklara zarar vermeden sağlanması ve zararlı etkilerin durdurulması şart. Bundan kaçış yok.

Sanayi devriminin ürünü olan ısınmanın ve yarattığı diğer çevresel maliyetlerin küresel boyutu ve bunun yaratacağı olası tehlikelerin önlenebilmesi bize bağlı.

Önümüzde kalan çok kısa zamanda, küresel ısınma ile mücadeleyi daha fazla gecikmeden yapmalıyız.

Küresel ısınma, şiddetli fırtınaları, selleri, kuraklıkları, çölleşmeyi, susuzluğu ve tehlikeli tropikal hastalıkları tetikleyecek dendiğinde inanmamayı seçmek yerine inanarak, ‘ne yapabilirim, katkım nasıl olur?’ diyen bir zihniyet tercihiniz olsun...

 

Dip notlar;

Bu beladan nasıl kurtulacağız?

Çözüm için ne yapılmalı?

‘Marmara Denizi’ne giren atık yük azaltılmalı öncelikle. Marmara Denizi Kıyı Alanı Yönetimi oluşturulmalı. Tarım politikaları ve atık su politikaları birlikte ele alınmalı. Tarım Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, yerel yönetimler işbirliği içinde olmalı.

Yani; denizleri kirleten azot ve fosforun etkisini en aza indirerek. Bireylerin evsel atıklarını kontrol etmesini sağlayarak.

Endüstriyel atıkların sıkı denetimini yaparak. Tarımda ilaçsız sistemlere geçerek.

Atık su arıtma tesislerinin çok iyi denetlenmesini yaparak bu beladan kurtulabiliriz.

‘Marmara Denizi’ne umut olabiliriz.

Kirlenen dünyaya umut. Ozon mu?

Ozon mucizesi kirliliği bitirecek mi? Hiçbir kimyasal içermeyen ve doğaya oksijen olarak geri dönen ozon gazı üreten jeneratörler sayesinde, özellikle büyük kentlerde yaşanan hava ve su kirliliğini yok edecek mi? kanalizasyon suları tarımsal sulamada kullanılacak hale gelebilecek mi?

Evet. En güçlü dezenfektanlardan biri olan ve klordan 3 bin kat etkisi olan ozon, kirlenen dünyaya umut olabilir.

Bugünün insanlarının ihtiyaçları karşılanabiliyor. Ancak karşılanırken kendilerinden sonra gelecek insanların ihtiyaçlarını karşılamalarını da düşünmemiz gerek.

Bu anlayış önemli. Doğal çevrenin korunması hiç bir nedenle ihmal edilmemelidir. Bu nedenle zararı en aza indirecek çözümlerde önemli. Ozon da onlardan birisi.

 

Mutlu kalın...

Fıkra;

Temel de diğer komşuları gibi geçimini denizden sağlar. Takası ile çıktığı balık avından her seferinde bol avla dönerken, nedense son seferinde hiçbir şey yakalayamaz.
Akşam eve döndüğünde eşi Fadime sorar:

– Ula Cemal, hani paluklar?
Temel, balık avlayamadığı için üzgündür ama karamsarlığının eşini de etkilemesini istemez, işi şakaya vurur:

– Ne yapayım Fadime… Habu pen bugüne kadar baluklari aldattum; şimdi ise onlar peni… Vurmadiler oltama…

Günün sözü;

“Bilgide, inanmak isteyenler için yeterli ışık, kör olmak isteyenler için yeterli gölge vardır.” Blaise Pascal