Köşedeki Notlar

Yayın Tarihi 19 Kasım 2020

Sosyal medyanın yaşamımızdaki önemini gel de görmezden gelme… Sağladığı özgürlük ortamını, insanların iletişim denen şeyi bir ilaç gibi kendi lehlerine çevirme güzelliğini gel de yok say!

Sosyal medyanın yaşamımızdaki önemini gel de görmezden gelme…

Sağladığı özgürlük ortamını, insanların iletişim denen şeyi bir ilaç gibi kendi lehlerine çevirme güzelliğini gel de yok say!

Ama gel de Reis’in (elbette Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı kastediyorum) özellikle bir dönem çokça vurguladığı bir konuya, (yani özetle sosyal medyanın kimliksiz insanlar tarafından hunharca kullanıldığı düşüncesine) hak verme …

Mesela; bir bilim adamının, insanlarla iletişimi hiç olmayan bir kabileyi incelerken oklanarak öldürüldüğü haberinin altında şu yorumlar var;

“iyi olmuş orada ne işi vardı ki!”, “Onlar senin evine geliyor muydu?”, “Haşlayıp yemişlerdir bir de onu!”

Bir tane üzüntü, tasa içeren, hatta şaşkınlık içeren mesaj bile yok; hepsi dalga geçen, laga luga ifadeler… Ölüm karşısında bile ciddi olamayan insanlar…

Bırakalım yabancı bilim adamlarının ölümünü içimizden bir örnek verelim;

Geçenlerde twitter’da şöyle bir tweet vardı: “Burhan Kuzu’dan sonra inşallah Metiner de… Yüklen korona!”

Elbette adına profil açamayacak kadar korkak bir alçağın “sözümona” fikri!

Manyaklığın seviyesini görüyor musunuz!

***

Bizim kendini hepimizden çok vatansever zanneden milliyetçi kardeşlerimiz var ya; bana şahsen çok soruyorlar, hem de kızgın kızgın; “Dağlık Karabağda, Azerbaycan ile Ermenistan arasında Rus Barış Gücü’nün ne işivar!” diye.

Uzun uzun anlatmaya sıkılıyorum bazen, “bunlar SSCB yani Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği zamanında, merkezi Rusya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin de başkenti olan Moskova’nın liderliğinde sosyalist bir birlik içinde tek yapı halindeydiler ya; işte bu yüzden Rusya orada yer alıyor…” diye uzun uzun izah etmeye üşeniyorum; zaten kim anlar, kim dinler!

“Hatta SSCB dağıldığında şimdilerde birbirlerine düşman kesilen Rusya ile Ukrayna, Bağımsız Devletler Topluluğu çatısı altında “birlik ve beraberlik içinde” yollarına devam etmişti, aralarında bir zamanlar daha çok Beyaz Rusya diye andığımız Belarus da vardı” desem, kafaları iyice karışacak…

Şöyle cevap veriyorum; “Ama bilmediğiniz bir şey var; Dağlık Karabağ’daki Rus Barış Gücü Komutanının adı Rüstem Muradov!” diyorum, şaşırıp kalıyorlar!

***

Futbolla noktalayalım yine…

Siz bu satırları okuduğunuzda Macaristan-Türkiye ulusal takımları arasındaki maçın sonucu belli olmuş olacak…

Rusya’yı ilk kez yendiğimiz maç, her ne kadar çok sevinsek de, buruk bir hatıraydı; Rusya’nın aleyhine verilen penaltı -savunmacının hareketi topa olduğu için- penaltı değildi; en önemli adamlarından biri de boşu boşuna oyundan atıldığı için, bizim Türkiye gibi yüreğiyle oynayan kişilikli bir takım karşısında, haksız yere 1 kişi eksik oynadılar...

Asıl sınavımız Macaristan’da…

A Ligi’ne çıkalım ya da çıkamayalım onu kastetmiyorum ama yine yenilir veya berabere kalırsak, “harika” Rusya galibiyetimiz, Polonyalı bir hakemin “mat” bir hediyesi olarak kalır.