Koronadan kaçarken (2) depreme yakalanmayalım

Yayın Tarihi 02 Mayıs 2021

Geçen haftaki yazımda, kentsel dönüşümde gözardı edilen, 'Az hasarlı' raporlu binaların bugünkü durumunu değerlendirdim. Bugün de kaldığım yerden devam ediyorum.  

Biliyorsunuz, 30 Ekim'de İzmir'de yaşanan deprem faciasının üzerinden yaklaşık 6 ay geçti.

O süreçteki acıları kelimelerle anlatmak mümkün değil.

Bu nedenle hemen harekete geçerek tedbir almamız gerekirken, konuya yönelik çalışmaların yeterli olmadığı kanısındayım.

Kentsel Dönüşüme yönelik çok ve orta hasarlı binalarla ilgili birşeyler yapıldığını biliyoruz.

Ancak, yetkililerin az hasarlı binalar için nasıl bir proje geliştirdiklerinden maalesef haberimiz yok.   

Her halde, 'Az Hasarlı' raporun sadece 'Az' kelimesinden yola çıkarak, "Bunlara birşey olmaz" diye düşünüyor olabilirler. Aslında bakılması gereken kelime, 'Hasarlı' olması gerekir.

Dün, az hasarlıdır ancak yarın oluşabilecek benzer şiddetteki bir depremde çok hasarlı olmaya veya yıkılmaya en önemli adaydır, az hasarlı binalar. Çünkü, kolonundan veya krişlerinden darbe almışlardır ve ilk şiddetli bir depreme nasıl karşı koyacağı bilinmemektedir. Bu nedenle Kentsel Dönüşüm projesinde az hasarlı binaların da yer alması çok önemlidir.    

Olayın ciddiyetini anlatmak adına yazımı konuyla ilgili önemli bazı haberlerin özetleriyle güçlendirmek istiyorum.

                  Jeofizik Uzmanı Dr. Oğuz Gündoğdu, Marmara Denizi’nde ve Muğla açıklarında meydana gelen depremlerin ardından basına açıklamalarda bulunarak, depremlerin olası İstanbul ve İzmir depremlerinin habercisi olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Dr. Oğuz Gündoğdu, Ege Denizi’nde art arda yaşanan ve en büyüğü 5.3 büyüklüğünde olan depremlerin bölgede sık görülen 'düşey'  değil, ‘doğru atımlı’ olduğuna dikkat çekerek, şunları anlattı, “Ege’de genelde düşey depremler olur. Burada dikkat edilmesi gereken husus; Sisam yani İzmir depreminin tetiklendiği bir fayın mı harekete geçtiği. Benim tahminim öyle oldu. Bu son depremlerin hep doğru atımlı oluşunu, kırılmanın bir tetiklenme sonucu enerji boşalması olarak nitelendirebiliriz. Sisam veya İzmir depreminde hemen bütün faylar harekete geçti. Doğru veya düşey atımlı depremlerle enerjilerinin bir çoğunu boşalttılar. Bir tek haraket etmeyen İzmir fayı var. Kıyıdan boydan boya İzmir Yarım adasını geçiyor. Bu faydaki enerjide hiçbir kıpırdanma yok. İzmir fayının hiçbir hareket göstermemesi bizde deprem beklentisini arttırıyor. İzmir’deki faylar İstanbul’daki gibi çok büyük değil. Olası İzmir depreminin  büyüklüğü ile ilgili bir şey diyemem ancak hasar verici deprem olacağı kesin.”

         Ege Koop Genel Başkanı Hüseyin Aslan, 30 Ekim'deki depremin ardından siyasilerin başta kenetlendiğini, geçen süre içinde ise gelişme olmadığını söyledi. ASLAN, "Benzer bir depremde yine aynı acıları yaşamayalım. Bu yüzden hemen yarın ortak görüşle uygulamaya geçelim" dedi.

Aslan, İzmir’in afetlere yönelik karakteristiği, kaçak ve denetimsiz yapılarının oranı, denetimli yapı stoğunun fiziksel (yaş) ve yapısal (depreme dayanıklı) özellikleri değerlendirildiğinde, nitelikli kentsel dönüşüm uygulamalarının kent için kaçınılmaz olduğunu belirtti, "Kentsel dönüşüm bir an önce tamamlanmalı" çağrısını yineleyen ASLAN, "1999'daki yönetmelik öncesi ruhsat alan yapıların dönüşümü bir an önce tamamlanmalı. Unutmayalım ki 30 Ekim depreminde yıkılan binaların hemen hemen hepsi, 1992-1999 yılları arasında ruhsatlandırılmış ve 1975 yılındaki yönetmeliğe göre yapılmış. Benzer bir depremde aynı acıları tekrar yaşamayalım"
        Sonuç: Az hasarlı binalarda, ya kat artışı, ya kat sıkılaştırması veya kendi sınırları dahilinde genişleme izni verilmesi şart. Aksi durumda çıkacak olumsuz bir karar kentsel dönüşüme engel olacaktır. Çünkü, dönüşüm anlaşmasıyla yıkılan bir binanın hiç bir avantaj olmadan yeniden yapılmasına yönelik istenen bedeller 400-500 bin TL arasında değişiyor. Çoğu emekli olan vatandaşlar bu rakamları ödeyemezler. Hükümetin verdiği kredi bir yere kadar derde deva olur. Çare maliyetin azaltılmasındadır. Bunun için de müteahhite avantaj sağlayacak imar değişikliği tek çıkış noktasıdır.

 

ASLAN, "Çok sayıda vatandaş dönüşüm konusunda devletten alacağı kredi miktarını biliyor. Ancak geri ödeme konusunda kafaları karışık. Sadece emekli aylığıyla bu işin üstesinden gelemeyeceğini düşünüyor. Hükümetin bu konuda vatandaşa ve dolayısıyla müteahitlere imar konusunda avantaj sağlaması lazım. Şu anda 0.40 olan faiz oranının daha da aşağı çekilmesi, vade süresinin de en az 20 yıl olması gerekir ki, mülk sahibi ödeme sıkıntısı yaşamasın" dedi.