Korona gölgesinde buruk bir Dünya Tiyatrolar Günü

Yayın Tarihi 29 Mart 2021

Geçtiğimiz gün ‘Dünya Tiyatro Günü’ydü…

Kovid-19 nedeniyle zor bir yıl oldu hem tiyatro severler hem de tiyatrocular için…

Tiyatro toplumu harekete geçirme ve farklılıklar arasında köprü kurma konusunda muazzam bir güce sahip.

Maalesef bu salgın 1 yıldır bu güce engel olmakta.

Sektör ve çalışanlar hem maddi hem de manevi anlamda zor bir dönemden geçmekte.

Umarım en kısa zaman bu illet virüs yok olur ve bizlerde tiyatrolara kavuşuruz.

Gelelim 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’ne…

Tiyatro anlamayı, saygı duymayı, sevgiyi ve birlikte var olmanın hazzını algılamaya çalışan evrensel bir dil aslında.

Barış ve uzlaşma konusunda da maharetli…

Bizi aydınlık günlere ulaştırmak için en gerekli, en önemli araç belki de...

Türkiye ve dünyada toplumların büyük acılar yaşadığı, adalet, özgürlük, demokrasi ve barış mücadelesi açısından son derece vahim gelişmelerin ardı ardına yaşandığı bir dönemden geçiyoruz.

Elbette tiyatro kurumu da bundan etkilendi ve etkilenmeye devam ediyor.

Ülkemizde buna en iyi örnek yüzlerce genci tiyatroya kazandırmış özel parasız eğitim veren bir kurum olan Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nin kundaklanması...

Diğer yandan ülkedeki en köklü tiyatro bölümlerinden birinin neredeyse kapanma noktasına gelmesi, özel tiyatroların ayakta kalmalarını sağlayacak destekten yoksun bırakılması, çevre odaklı haklı protestolara katılan sanatçıların ait oldukları sanat kurumlarından ihraç edilmesi, tiyatronun geleceğinin ne kadar vahim olduğunu anlamaya yeter de artar diye düşünüyorum.

Böyle bir ortamda dahi umudumu koruyor, toplumu uyarmaya, eleştirel ve özgür düşünmeye, temel insan haklarını savunmaya adanmış tiyatro kurumunun varlığına minnet ve şükranlarımı sunuyorum.

İşte, bugün tiyatronun iyileştirici gücüne her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

Tiyatro sen-ben değil ötekidir.

Tiyatro diyalogdur.

İhtirasların, menfaatlerin, kinin, hıncın yok olmasıdır.

Tiyatro; seyircidir, oyuncudur...

Tiyatro yazanların, çevirenlerin, ışıklandıranların, giydirenlerin, dekorunu yapanların, oynayanların, tiyatrocuların, tiyatroya gidenlerindir.

Kısacası tiyatro nefes almaktır.

Dostoyevski, ‘Anlatılacak bir hikâyen yoksa, sen o yaşadığına yaşam diyebilir misin?’ diye sorar.

Anlatacak hikâyelerinizin ve açılacak perdelerinizin hep var olması dileğiyle...

Aydınlığı tercih eden, karanlığa sanatla direnen tiyatrocuların, tiyatro emekçilerinin ve tiyatro sevenlerin gününü canı gönülden kutluyorum…