Kızılırmak kıyılarında Suriyeliler!

Yayın Tarihi 21 Ekim 2014

Yolum yine sılaya düştü. Bana her yer sıla, bana her yer gurbet. Gurbette miyim, sılada mıyım bilemiyorum. Ama bildiğim bir şey var, yine yollardayım.

* * *

Kızılırmak boylarında yürüyorum. Kızılırmak-Karakoyun filmini hatırlayanınız var mı? Yılmaz Güney’in filmini köy kahvesine asılı beyaz perdede seyretmiştik çocukluğumuzda gözyaşlarımızla.

Kızılırmak gerçekten kızıl akıyor. Dağlardan, derelerden, yarlardan kızıl toprakları aşındıra aşındıra akan sular Doğu Karadeniz’den başlayıp Orta Anadolu’yu boydan boya yarım ay çiziyor ve Batı Karadeniz’den yine kuzeye yöneliyor ve denizine kavuşuyor.

* * *

Kızılırmak kıyılarında pancarlar boy veriyor. Hattuşaş vadisi benzeri bir vadide –Kuzey Kayseri’de- Erciyes’in uzak gölgesinde yağmur bulutları köylüye rahmet oluyor. Yağmur bulutları toprak damlara kuruması için serili kabak çekirdeklerini korkutuyor ama pancarı sevindiriyor.

Kendi kahvaltısından önce damdaki buzağıya biberonla süt emziren köylü, senin-benim büyük kentlerdeki kirlenmiş gündemimizle ilgisi olmayan köylü, bizim köye indiğimiz sabah doğan buzağıyı gözleri parlayarak gösteriyor.

Bereketimizle giriyoruz köye. Köpek havlamaları, tavuk ve horoz sesleri, köy sokaklarından akıp meydanda çobanı ile buluşan sığır sürüsünün böğürtüleri hala kulaklarımda yankılanıyor, İzmir sabahlarına uyanamıyorum.

* * *

Kızılırmak kıyısında çadırlar görüyorum. Suriyeliler diyor halaoğlu Murat. Pancar çavuşları artık Güneydoğu’dan Suriyelileri getiriyor pancar sökmek için. Bir kamyondan genç kızlar iniyor, şalvarları ve yazmalarıyla.

İzmir’deki Suriyelilere soğuk entel yaklaşım gösteren bazı çevreler benim toprakla haşır neşir halaoğlunun hoşgörüsünün fersah fersah uzağındaydı.

Orta Anadolu’da ekonomi siyasetin önünde gidiyordu. Kayseri Şeker Fabrikası 60 küsur yılını kutluyordu. Pancar kooperatifi üyeleri küspelerini, şekerlerini-kendi ürettiklerini- yine fabrikadan parayla alıyorlardı. Daha doğrusu fabrika ödeme zamanında köylüden bunların parasını kesiyordu.

Pancarda kota vardı. 200 ton pancar dediysen 201 ton veremiyordun veya 199 ton diyemiyordun. Ne bir ton fazla ne bir ton az. Kota kotaydı.

Birkaç yıl önce gittiğimde bir İsrailli firma tarafından başlayan HES bitmiş ve üretime başlamıştı. Kızılırmak köylüleri HES’ten yakınmıyordu. Hidro Elektrik Santral Kızılırmak’tan aldığı suyu tekrar Kızılırmağa bırakıyordu. Kızılırmak köylüleri İsrail tohumlarını kullanmıyorlardı. Artık kendi tohumlarını veya sertifikalı tohumlarını kullanıyorlardı. Hatta tohum bankası istiyorlardı.

* * *

Kızılırmak boylarında gezinti ve anı bitmez. Kulaklarımda horoz ve köpek sesleri kesilmeden yazarım inşallah.