Kısmi kısıtlamalı çocukluk

Yayın Tarihi 15 Nisan 2021

Hayatımız artık evlerde geçiyor bildiğiniz gibi.
Koronavirüs salgınını kontrol altına almak için uygulanan kısıtlamalar ne yazık ki olduğumuz yere çiviliyor bizi. Sosyal hayattan mümkün olduğunca izole, kalabalıktan uzak ve kendi kabuğumuzda yaşıyoruz.
Biraz kitap okuyoruz, biraz televizyon belki biraz da aile içi sohbet muhabbet.
Biz yetişkinler böyle geçiriyoruz ömrümüzün kalan günlerini de, o günlere daha ilk adımlarını atan çocuklar ne yapıyor.
Benim oğlum Ege henüz 4 yaşında.
Hayatının eksenini sabah 8’de uyanarak koşa koşa gittiğimiz kreş ve akşam 5’te servisle geldiği ev oluşturuyor.
Haftada bir gün kısa sürede olsa gidebilirsek park lüks oluyor onun için.
Parkta onun ordan oraya koşturuşunu izlerken hatıralara dalıp gidiyorum.
*
Benim çocukluğum anneannemin küçücük mahallesinde sokak aralarında geçti.
Sabahın köründe çıktığım oyundan, hava epey karardıktan sonra ‘Tolga yeter artık eve gel oğlum’ diye bağırarak çağırması hala kulağımda. Daha çok erken diye söylene söylene evin yolunu tutardım.
Maskeyi de hiç tanımadım çocukluğumda. Hijyen için arka sokaktaki bahçede erik ağacının altındaki su ve sabun vardı. Gerçi pekte oraya uğradığımız söylenemezde.
Hayatımızdaki tek sosyal mesafe sokaktan geçen dondurmacıya ilk yetişebilmek için koşarken aramızda açılan mesafeydi.
Belki bir park yoktu bizim mahallede ama Atike Teyze’nin evinin iki duvarı arasındaki kahverengi demir kapı futbol sahası kalesi, Sabriye Teyze’lerin merdivenlerindeki siyah demirler kaydıraktı.
*
Birde olmazsa olmaz gazoz kapağı ve misket vardı tabiki. Rahmetli teyzem hiç üşenmez bizim için yolda gördüklerini bile toplar poşetler bize verir, bizde altın bulmuş gibi sevinirdik.
Hiç korkmazdık ve endişelenmezdik bunlarda virüs mü var, korona mı bulaşır diye.
Tek endişemiz onları oyunda başka çocuklara kaybetmemekti.
Türlü türlü vitaminler almazdık. Yazın mevsiminde yapılan mis kokulu salçalar ekmeğe sürülür doğal takviye olurdu bize.
Öyle belli bir günlük rutinimiz yoktu o sokaktaki her ev bizim, her sofra ortaktı. Komşunun cocuğu aynı yemekten yemez, aynı şeyi içmezse dert olurdu bizimkilere.
*
Kafamı tekrar kaldırıp parkta oynayan çocuğuma baktığımda endişeliyim.
Ama yanlış anlamayın geleceği için falan değil. Ben onun bugünü için endişeliyim.
En güzel zamanları ‘Kısmi kısıtlamalı çocukluk’ olarak geçiyor.
Misketlerini, oyuncaklarını değil maskesini doğru takıp takmadığını dert ediyor.
İçinde türlü türlü oyuncaklar bulunan parkta onlara dokunmadan önce temiz olduğunu teyit etmek için bana sorması gerektiğini biliyor.
Okulda arkadaşlarıyla ‘yakar top oynamayı’ değil sosyal mesafeli ve uzak durmayı öğreniyor.
Hafta sonu anneannesine şehir dışından gelen teyzesini görmek için bile cuma günü gidip 2 gün orda kalmak zorunda kalıyor.
Belki koronavirüsten kaçıyor ama ne yazık ki çocukluğu da ondan kaçıyor…