Kazanan da yok, kaybeden de…

Yayın Tarihi 08 Nisan 2014

30 Mart yerel seçimlerinin ardından günlük değerlendirmelerin, sabun köpüğü yaklaşımların ötesinde konuya tarihsel süreçten bakmanın sırası geldi.

Seçimlere spor müsabakası, hele futbol gibi bakarsak maçı kim kazandı üzerine yoğunlaşırız. Sporda dahi yanlış bir yaklaşım olan kazanma- kaybetme ikilemi seçimde haydi haydi bizi içinden çıkamayacağımız sonuçlara götürür.

Kaç seçimdir seçmen bize bir şeyler anlatmaya çalışıyor ama biz anlamıyoruz, anlamamakta ısrar ediyoruz.

Seçmen şu partiyi veya bu adayı seçmiyor, kendini seçiyor. Kendini oyluyor.

Mesela sorayım size, Diyarbakır’da seçmen Gülten Kışanak’ı belediyeyi iyi yönetir diye mi oy verdi, yoksa…

Mardin’de Ahmet Türk’ü belediyeyi iyi yönetir diye mi oy verdi, kendi Kürt kimliğini tasdik için mi oy verdi.

* * *

Türkiye’de iki ana akım var. Milliyetçilik ve din. Henüz sınıfsal akım belirgin olamadı. Milliyetçilik batıda, kendini ulusalcılık olarak gösteriyor, Karadeniz’de ve İç Anadolu’da milliyetçilik olarak, doğuda ve güneydoğuda Kürt milliyetçiliği olarak gösteriyor, diğer kalan coğrafyada da Türk-İslam, Kürt-İslam olarak kendini gösteriyor.

Türkiye’de ulusal kurtuluş savaşımızdan, hatta daha öncesinden var olan toplumsal yapımız bugün hala kendini aynı yer ve konumda ifade ediyor.

Halk ben buyum, diyor. İster beğen, ister beğenme. Ben buyum!

Uzaydan halk mı getireceksin, bu coğrafyaya yerleştireceksin!

Merkez soldan yapılan değerlendirmelere bakıyorum da şaşıyorum. Yok halk sağa kaymış ta, gericileşmiş de… Yapmayın Allah aşkına! Halkın bir yere kaydığı falan yok! Halk aynı yerde duruyor. Bu halk değil mi 12 Eylül 1980 askeri faşizm koşullarında merkez sola bütün partiler kapatıldıktan sonra ve buna rağmen Halkçı Partiye %33 oy veren!

* * *

Herkes ve her sosyal küme kendinin tasdik edilmesini, onaylanmasını, var olduğunun kabul edilmesini ister. Beni tanı, der. Hani Karadeniz fıkrasındaki gibi. Temel, Dursun’un “seni tanımayrum” sözü üzerine, “sen beni tanımaysan ben seni hiç tanımayrum daa” demiş.

İster tanıyın birbirinizi, ister tanımayın. Hepiniz varsınız.

Eşcinseller, çevreciler, azınlıklar, Ermeniler, Kürtler, milliyetçiler, halkçılar, sosyalistler, komünistler, Çerkezler, Pomaklar, Tatarlar, Yörükler, Türkler…varlar…

“Beni tanı” dan, “seni tanıyorum” a geçtiğimizde, artık daha gerçekçi seçimler yapabileceğiz. Diyelim yerel seçim yapıyoruz, tamamen kent yaşamı üzerine, kentte yaşamı bize iyi ki yaşıyorum dedirtecek aday ve projelerine bakacağız ve ona göre oy kullanacağız.

Diyelim ki genel seçim yapıyoruz, ülkede ezilmeden, sömürülmeden, hakça düzenle- sömürü düzeni arasında tercih yapacağız ve ona göre oy kullanacağız. Tercihlerimizin daha çok tarihsel-sınıfsal zemini olacak o zaman.

Şimdilik bu zeminden uzakta, yıllardır “tasdik” aşamasından “tercih” aşamasına geçmeye çalışmakla geçiyor ömrümüz.

Biz hala kim (kaybetti-kim kazandı)nın peşinde, boş, anlamsız, sonucu olmayan bir kısır döngünün peşinde kedinin kendi kuyruğunu yakalamaya çalışması gibi dönüp duruyoruz.