Kadın girişimciliği ve finansman sorunu

Yayın Tarihi 14 Temmuz 2021

Girişimciliğe yüklenen sosyoekonomik roller doğrultusunda, kadın girişimciliğinin desteklenmesinin altındaki gerekçeleri 3 farklı yaklaşım doğrultusunda incelemek mümkündür.
Büyüme yaklaşımı, iş yaratma yaklaşımı ve yoksulluğu azaltma yaklaşımı  Büyüme yaklaşımı, kadın girişimciliğini bir bütün olarak ekonominin büyümenin bir kaynağı olarak ele alır. İş yaratma yaklaşımının temelinde ise işsizlikle mücadelede daha geniş stratejiler adına kadın girişimciliğinin desteklenmesine yönelik bir bakış açısı söz konusudur. Yoksulluğu azaltmaya yönelik yaklaşım, yoksul kadınların ve ailelerinin hayatlarını idame ettirebilmesinin bir aracı olarak, onların kendi işlerine sahip olması gereğine öncelik verir. Kadın girişimciliğinin desteklenmesinin altında yatan farklı gerekçeler, aynı zamanda politika önceliklerine de yansımakta ve politika uzanımlarında farklı yaklaşımlara yol açabilmektedir. Örneğin AB’deki faal işgücü piyasası politikaları büyük ölçüde iş yaratma gerekçesine dayalı olarak kendi işinde çalışmalarını (self-employment) teşvik etmekte ve kadınların faydalanması için bu amaca yönelik programlar işletilmektedir. ABD ve Kanada’da ise ekonomik büyüme gerekçesine dayalı yaklaşımlar, düşük gelirli mikro-girişimcilerden ziyade daha büyük işletmelerin formel sektör girişimcilerine yönelik risklere odaklanmaktadır.
Buna karşılık özellikle gelişmekte olan ülkelerde ve Doğu Avrupa ülkelerindeki kadınların kendi işinde çalışmalarını destekleyen sivil toplum örgütlerine dayalı birçok program, yoksul ve savunmasız kadınları hedefleyerek; tipik bir yoksulluğu azaltma gerekçesine dayalı bir yaklaşımı ortaya koyarlar. Bu noktada karşımıza çıkan en önemli sorun, bu programların iktisat politikalarını belirleyen hükümetlerin programlarıyla bağlantılı olarak tasarlanması gereğidir. Bu konuda bir eksiklik olursa, bahsi geçen programlar kadınları ekonomik sisteme entegre etme yoluyla onlara yardımcı olmak yerine, onları marjinalize ederek, toplumdan izole olma riskiyle karşı karşıya bırakabilirler.
Dünyada varlığını sürdüren erkek egemen nitelikteki sosyoekonomik ve politik yapıların tipik uzantısını, genel olarak girişimcilik konusunda da görmek mümkündür. Yalnızca Türkiye’deki girişimciliğin yapısı incelendiğinde, konumuz açısından en ilgi çekecek tespit kadın girişimciliğinin durumuyla ilişkili olanıdır. Girişimci erkek ve kadınların oranlarına bakıldığında, bazı iniş ve çıkışlara rağmen kendi işinde çalışan kadınların, kendi işinde çalışanların toplamı içersindeki payının % 10'u civarında olduğu görülür. Kadınların tüm işverenler içindeki oranı % 3,3 gibi çok düşük bir oran iken, hem işverenleri hem de kendi işinde çalışanları girişimci olarak kabul ettiğimizde, Türkiye'de erkek girişimcilerin, kadın girişimcilerin yaklaşık 7 katı düzeyinde olduğu görülür. Girişimciyi sadece işveren olarak tanımlayan uluslararası bir çalışmada ise Türkiye'deki erkek girişimcilerin kadın girişimcilerin 29 katı olduğu sonucuna ulaşılmıştı.
Dünyada ve Türkiye’de kadın girişimcilerin erkek girişimcilere oranla ne kadar geride kaldıkları açıkça ortada olmasına karşın, ABD’de faaliyet gösteren Centre for Women’s Business Research isimli kuruluşun yapmış olduğu bir araştırmada dünya çapında kadın girişimciliği konusundaki ortak deneyimler ve ihtiyaçlar, bu konuda kadınların hangi rekabet avantajlarına sahip olabileceğine dikkat çekmektedir. Buna göre kadın girişimciliği konusunda 5 kritik alan öne çıkmaktadır.
• Bilgiye Erişmek: Kadınlar eğitime ve mesleki eğitime ve danışmanlığa erişme konusunda daha isteklidirler. 
• Sermayeye Erişmek: Sermayeye erişmek, finansman konusunda cinsiyet temeli engellerle karşı karşıya olan ve finans konusunda formel eğitim eksikliği olan birçok iş sahibi kadın için çok önemli bir konudur. 
• Piyasalara Erişmek: Uluslararası ticarete yönelik fırsatların yanı sıra diğer birçok iş fırsatını yönelik program ve hizmetler hakkındaki bilginin mevcut paylaşılma yollarına erişmede kadınlar daha isteklidir. 
• Şebekelere Erişmek: Kadınlar sektöre yönelik ve genel işbirlikleri gibi iş şebekelerine erişmede daha isteklidirler. 
• Onaylama: Kadınlar, işletme sahibi gibi ciddi bir biçimde davranmak isterler.
Erkeklerle olan açığı kapatma adına yukarıda sayılan rekabetçi üstünlüklere sahip olmalarına rağmen kadınların girişimciliğe yönelme konusunda finansal bir takım sorunlarla karşı karşıya olduğu açık bir gerçektir.
OECD ülkelerindeki deneyimleri ele alan bir çalışmada, kadınların gerekli finansmana erişme konusunda karşılaştıkları zorlukların yanı sıra, bunları aşmak için uygulanan program ve politikalara da değinilmiştir. Çalışmaya gore;
• Kadınlar aslında başlangıçta kişi başına daha düşük bir sermayeye ihtiyaç duyarlar.
 • Kadınlar dışsal fonlara daha büyük ihtiyaç duymakla beraber, bu gibi fonları elde etme konusunda zorluklarla karşı karşıyadırlar. 
• Kadınların bahsi geçen fonlara ilişkin bilgiyi elde etme maliyetleri ve mevcut seçenekler hakkında bilgi eksikliği söz konusudur. 
• Kadınlar açık ve zımni olarak yapısal bir cinsiyet ayrımcılığıyla karşı karşıya olabilirler. 
• Bankalar kadınların borç alma ve girişimcilik faaliyetleri konusunda yanlış bir intibaha sahip olabilirler. 
• Bankalar ve kredi başvurularının değerlendirilmesinde çoğu zaman kişisel profilleri ve geçmiş kayıtları esas alır. 
• Kadınlara banka kredisi karşılığında daha yüksek faiz ödemeleri ve daha fazla teminat göstermeleri istenebilir
girişimciliğin finansmanı konusunda bu gibi sorunlarla karşı karşıya olan kadınlar için bazı stratejiler de geliştirilmiştir:
• Özel kredi fonları 
• Kılavuzluk ya da danışmanlık hizmetleri 
• Kamu otoriteleri, iş toplulukları ve şebekelerle bağlantıların geliştirilmesi 
• Esnek zaman çizelgeleri 
• Geçmişteki kayıtlardan ziyade iş potansiyeline dayalı bir kredi başvuru değerlendirmesi 
• Pozitif bir kadın girişimciliği imajını teşvik etmeye yönelik stratejiler.
Birçok aktör kadın girişimciliğinin finansmanı konusunda kritik bir rol oynayabilir. Bu aktörler
• Kosgeb 
• İstenilen oranlarda kredi sağlayan kamu fonları 
 • Mikro-kredi Kurumları  
• Sivil toplum örgütleri 
• İş Melekleri ,melek yatırımcılar 
 • Kooperatifler 
Türkiye’deki kredi sistemine bakıldığında, mikrofinans benzeri bazı uygulamaların öteden beri sürdürülmekte olduğu görülür. Halk Bankası’nın küçük esnaf ve sanatkârlar ile düşük gelir gruplarına yönelik verdiği düşük faizli destekleme kredileri bunlardan bazılarıdır. Yine Ziraat Bankası’nın düşük gelirli çiftçilere süt sığırcılığı, su ürünleri avcılığı, su ürünleri yetiştiriciliği, arıcılık gibi alanlarda mikro girişimcilere sübvansiyonlu krediler sağladığı bilinmektedir. Bu gibi formel kurumların yanı sıra, bazı yarı formel organizasyonlar da mikro-finansman hizmeti vermektedir. Meslek odalarının yardımlaşma sandıkları, esnaf ve sanatkâr kooperatifleri, küçük çiftçi kooperatifleri bu çerçevede değerlendirilebilecek kurumlardandır. Bu uygulamaların yanı sıra Türkiye’de gerçek anlamda mikrokredi çalışmalarını ilk defa başlatan sivil toplum örgütü Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı’dır (KEDV). 1995–1997 döneminde İstanbul’un yoksul bölgelerinde yaklaşık 100 kadına iş yapmaları için küçük miktarlarda krediler veren bu kurumun, verdiği kredilerin geri dönüş oranı %98 olmuş ve aldığı borç para ile birçok kadın faal ekonominin içine girmiştir.
Mikrofinans sayesinde kendi işinin sahibi olan kadınlar bir yandan hane halkı içinde kendi konumunu güçlendirmekte, diğer yandan aile bireylerinin eğitim gibi temel insani ihtiyaçlarını karşı- lama konusunda olumlu dışsallıklar sağlamaktadır. Sosyoekonomik açıdan güçlenen kadınlar yalnızca kendileri ve aileleri açısından değil, içinde yaşadıkları bölgenin de gelişmişlik farklılıklarını azaltma konusunda ciddi sosyoekonomik roller üstlenmektedirler.