İzmir’deki Suriyeli mültecilerin dramı

Yayın Tarihi 15 Nisan 2014

Urfa-Akçakale sınır kapısından Suriye’ye girdiğimde havada savaş kokusunu aldıktan kısa bir süre sonra buraların ateş ve barut kokacağını ve bunun beklenenden daha kısa zamanda olacağını ne ben ne de tarihçiler bilemezdi.

Hele Allepo’da(Halep’te) Dimeşk’e (Şam’a) giden yolun tabelası(Damascus) önünde Mevlana’ya özenip şiir yazamasam da resim çektirirken bu tarihin, taşın uygarlıkla yontulmuş ve yoğrulmuş halinin harap olacağını ve bunun bu kadar kısa sürede olacağını ne ben ne de tarihçiler bilemezdi. Biri hariç…

Noam Chomsky henüz Amerika Irak’a girmeden, Saddam henüz ipin ucunda sallanmadan sıranın Suriye’de olduğunu yazmış ve söylemişti de ben kulaklıkla simultane tercüme dinlediğim konferanstan ürküp sıranın bir gün bize de gelebileceğini düşünerek ve tepki vererek İstanbul Sultanahmet’ten Sirkeci-Galata Köprüsü-Tünel-İstiklal Caddesi üzerinden Mecidiyeköy’e kadar yürümüştüm.

Sıra bize geldi mi? Savaş kapıya dayandı. Bu sıranın bize gelip gelmediğinin ne kadar göstergesi bilinmez. Ama savaştan kaçan Suriyeliler bize geldi. İzmir’e geldi.

Erik Maria Remark Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok romanında savaşı, mülteciliği, sınırlardaki çileleri kahramanları ile bize yaşatır. Savaşta herkes ölür, der. Herkes ölür; kimi bedenen kimi ruhen. Ama herkes ölür.

Biz de İzmir’de gözümüzün önünde çöplerden yiyecek toplayan, Konak Meydanı’nda, Basmane Meydanı’nda dilenen Suriyelileri gördükçe manen ölüyoruz. Demek ki savaş kapımıza dayanmış bizim haberimiz yok. Demek ki savaş koşullarında yaşıyoruz ve her gün biraz daha ölüyoruz, çöp karıştıranları görmezden gelerek.

‘Geçen yıl Suriyeliler hastalık saçıyorlar’, dendi. Onları tedaviden çok bu hastalıktan nasıl korunuruz hesabı yapıldı. Çiğli’de Suriyeliler için Avrupa Birliği projesi çerçevesinde tesis yapılıyormuş dendi. Seçimde oy kullanacaklar, dendi. Bu yaklaşımlar hiç İzmir’e yakışmadı.

İzmir misafirperverdi. İzmir konukseverdi. İzmir savaştan kaçanların yaralarını saracak kadar insanseverdi.

Gelenler Suriye’deki savaşın ne başlatanı ne de sorumlularıydı. Savaşın dramı onlara kaldı. Onlar kadın, erkek ve çocuktu.

Sınırdaki kamplarda paramiliter savaşçıların haksız ve hukuksuz şekilde barındırılıyor olmalarında mültecilerin suçu yoktu.

Dün Yaşar Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Ayselin Yıldız ve Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Elif Uzgören, İzmir’de yaşayan Suriyeli sığınmacılar üzerine iki ay süren çalışmaları yayınlandı. Yaşayan ve yaşanacak kent olan İzmir’de 5 bin Suriyelinin olduğunu öğrendik.

Bizim Anadolu bağrına kaç bin göçeri bastı asırlardır, Suriyelileri mi beşiğinde barındırmayacak. Suriyeli dediğin de araştır bak, Süleyman Şah’ın bıraktığı evladı-yadigardır.

Savaşta herkes ölür, bedenen ve ruhen. Şimdilik hiç olmazsa ruhlarımızın ölmemesi için insanlık kardeşlerimize, insanlık soydaşlarımıza yemek, barınma, sağlık, okuma, eğitim her ne destek, yardım, hizmet gerekiyorsa yapmak boynumuzun borcudur.

Allepo’da yediğim Firig pilavı kardeşliği bana bunu söyletiyor ve yazdırıyor.