İzmir ve Akasyalar!

Yayın Tarihi 07 Mayıs 2013

Akasya mevsimi geldi İzmir’e. Kendisinden evvel kokusu.¶ Varyanttan inerken, fuarın içinden geçerken başım dönüyor. Fuarın içinde Akasyalar Çay Bahçesi vardı. Akasyalar’da İbrahim Tatlıses’i Muazzez Abacı’yı, Bülent Ersoy’u, dinlediniz mi?

Bir salkım akasya koparsam takınır mısın saçına?

Yesari Asım Arsoy bizim için güfte yazar, bizim için beste yapar, bir demet hüzzam tadında:

“Yar yolunu kolladım/Beyaz mendil salladım/Ona çiçek yolladım/Akasyalar açarken.”

Uzun yollarımın yoldaşı Akasya. Hep yol kıyılarında, gölgesiz. Çaresiz bir bekleyiş içinde. Neyi?

Yılda bir kez, Nisan sonu: Açabilmeyi beklemek. Boynunu bükmüş, lebleri gonca bir yari andırır beyaz-pembe salkım çiçeği. Çocukluğumuzda yerdik değil mi akasya çiçeğini yağmurdan sonra.

Ahmet Muhip Dıranas balkondan iri göğüsleriyle sarkan Fahriye ablaya seslenir:

“Bahçende akasyalar açardı baharla.

Ne şirin komşumuzdun sen, Fahriye Abla!”

Eray Canberk benim sızıma ortak oluyor: “Niçin senden ayrı bir kaderi yaşıyor /

Niçin kenar yollarda çiçek açar akasya.”

Ama İzmir’in sokaklarında, Gürçeşme yokuşunda, İnciraltı’nda yapraklar arasında hep o şarkı dolanır durur:

“Yarim gelir yanıma / Kanı kaynar kanıma

Neş'e katar canıma / Akasyalar açarken”

Bütün bir yıl akasyaların çiçek açmasını bekledim. Varyantın altında otobüs durağında olacağım. Sen sırt çantanla bekleyeceksin. Acaba hangi otobüse bineceksin. Fark etmez, sen hangisine binersen ben de ona bineceğim. Kapıya hücum eden insanları iteceğim ve sana yol açacağım. Şoför şaşıracak. Otobüsün camından elim kanayarak bir salkım akasya sunacağım sana. Ben her yıl akasyaların açmasını bekledim.

“Biz gelince bir yağmur başlar

yüzün çizilir buğulanan camlara

bir uzun karartma biter

akasyalar köpürür birdenbire

ve her avluda adınla anılan

çiçekler sulanır akşamüstleri” Ahmet Telli merhem olur yarama.

Akasya İzmir kokar.

Akasya yasemin kokar, toprağından şimdi çıkmış çiğdem kokar.

Yalnızlığımın geceleri uzun olur. Ama bilirim ki akasyalar bekliyor sabahları!

 

* * *

Şair her bahar yorgundur. Bahar yorgunudur.

Her bahar akasyalar açar. Bu bahar da açtı. Nisan sonu, İzmir’in sokakları akasya koktu.

Varyanttan aşağı iniyorum, zıplayıp dalından akasya çiçeği kopararak. Çevreden şaşkın bakıyorlar, akasya çiçeği yenir mi diye. Olsun. Ben her bahar yorgunluğumu böyle atarım.

Bir de akasyalar için şiir yazarım:

“Akasyalar bekliyor sabahları

çiçek tozlarından bir bulut

kavaklardan dökülen kedi bıyığı

peşinde koşan çocuklar, yağmur evveli

toprak sokak

cıvıltıları çeşme başında

kovalara dolan kız talihleri

akasyalar bekliyor sabahları”

 

* * *

Şair her bahar akasyaların açacağını bilse de yine de şaşırır. Aaaa der, akasyalar açmış!

Evet açtı. N’olacak? Açtıysa ne olacak. Açar elbet.

Kışın öyle demiyordunuz ama. Bu kış ne zaman bitecek diyordunuz. İç sesi böyle diyor. Kış da biter diye umudunu hep koruduğu halde, Mart birkaç kez kapıdan baktırınca, kazma kürek yaktırınca Nisan’ı iple çekmişti. Ve işte Nisan geldi geçti. Haberin oldu mu? Nisan’ı yakaladın mı saçlarından. Ardından Mayıs geldi. Akasyalar Mayıs’ın gelişinin müjdecisi mi?

 

* * *

“Akasyalar bekliyor sabahları

nerde dere boyu iğde kokusu

ilk buğdayı yıkayan çakıl

daha vakti var ağlamanın

ardından atlıların

toprak sokakta nal seslerine

anaların ağıdı düşmeden

akasyalar bekliyor sabahları”

 

* * *

İzmir akasya kokuyor. Kokluyor musunuz? N’olur, bir akasya ağacının altından geçerken saçınıza çiçeğin düşmesine izin verin. Sen, rüzgarda etekleri savrulan, saçlarına konan akasyadır. Sen, rüzgarda savrulan saçların peşinden giden, seni sürükleyen akasyadır. Korkma, suçlu akasyadır. Akasya bunu seve seve üstlenir. Akasya bu suçu her bahar işler.

 

* * *

Çocuktum. Bir Nisan ayı sonuydu. Toprak sokağa bakan kerpiç evimizden sokak çeşmesine giderken atlıları gördüm. Çeşmede testiye su dolduran bir kızı atın terkisine bindirip tozu dumana katarak güpegündüz kaçırdılar. Sevmişler birbirlerini. Kaçmak, kaçırmak şandanmış. Diğer kızlar ata binmesine yardım ettiler. Sokağı birden ağıtlar sardı. Bir vaveyla koptu. Biz çocuklar bir sinema filminin ortasında kalmış gibiydik. Sokak çeşmesinin başında bir akasya ağacı vardı. Akasyadan bildiler. Yakalarsalar akasyaya asacaklarına ant içtiler. Yakalayamadılar. Şimdi o akasya ağacı orda mı bilmiyorum. Ordaysa, geçenlere bu hikayeyi anlatıyor mu, bilmiyorum. Ben her bahar akasya kokusunda bunu anımsarım. Biri beni kaçırsa, birini kaçırsam atıma atlayıp derim, yapamam.

“Akasyalar bekliyor sabahları

atlılar gelecek birazdan

terkisinde pır pır eden kız yürekleri

savaşlardan geriye kalan

düşler uyanıyor yeniden

gece sona eriyor

dağları, yaylaları, sevdaları

akasyalar bekliyor sabahları”