İzmir kimin?

Yayın Tarihi 04 Eylül 2020

Galip Kemal Söylemezoğlu 1873-1960 arasında yaşayan bir Türk diplomat. Galatasaray Lisesi’nde eğitim görmüştür. Dışişleri Bakanlığı’nda çeşitli görevler aldıktan sonra Atina, Tahran ve Moskova elçilikleri yapmıştır.

Galip Kemal Söylemezoğlu 1873-1960 arasında yaşayan bir Türk diplomat. Galatasaray Lisesi’nde eğitim görmüştür. Dışişleri Bakanlığı’nda çeşitli görevler aldıktan sonra Atina, Tahran ve Moskova elçilikleri yapmıştır. Sevr Antlaşması hakkında "Bir Milletin Katli" (Assasinat d’un Peuple) ve "Bir Milletin Çilesi" (Le Martyre d’un Peuple) adlı kitapları yazmıştır. Bunun üzerine Damat Ferid Paşa tarafından görevinden alınmıştır. 1921 yılında Ahmed Tevfik Paşa tarafından Stockholm ve Kopenhag elçiliklerine atanmıştır. 1930 yılında emekliye ayrılmıştır.

Merhum Söylemezoğlu, Yunan Başvekili ile bir konuşmasını anlatıyor.

***

Yunan Başvekili Venizelos 29 Kasım 1919’da Roma’ya gelmişti. Fakat aramızda en buhranlı yılların iz bıraktığı bir dostluk vardı. Evvel ve ahir kendisiyle daima açık kalpli konuşmayı adet edinmiş ve birbirimize inanmıştık. Ekslesiyor Otel’indeki görüşmemizin ait konuşmasını aynen anlatıyorum:

-Garip bir tesadüf yine mühim bir tarihi an ikimizi karşı karşıya getirdi. Sırf akademik ve şahsi olarak bugünkü ve yarınki münasebetimizden söz edelim. Fakat hepsinden evvel bir sual sormak istiyorum; Osmanlı mahvedilecek mi?

-Görüşmemiz sadece iki eski dostun dertleşmesi kabilinden olmasına rağmen sualinize cevap vereceğim. Hayır Türkiye mahvedilmeyecektir.

-O halde niçin İzmir’i işgal ettiniz? Ben öyle zannediyorum ki bunu size yaptırttılar. Fakat bu suretle dostlarınız size hiç de iyi bir hizmet yapmış değiller. Çünkü bunun neticeleri pek vahimdir.

-Hayır, zannınız doğru değildir. Vakıa ben İzmir’i konferans kararıyla işgal ettirdim. Fakat bu karar benim ve İzmir’in Rum çoğunluğu dolayısıyla Yunanistan’a ait olması lazım geleceği hakkında ısrarlı iddialarım üzerine verilmiş ve şehri ne kadar zaman içinde işgal edebileceğimiz hakkındaki suale, “hemen” deyişim de, bu kararın konferansta verilmesini hızlandırmıştır. Bu işe giriştiğim zaman her şeyi hesap ettim. Her ihtimali göze aldım. Ve oraya bir daha ayrılmak fikri ile girmedim. Benim ne kadar ihtiyatlı ve azimli olduğumu bilirsiniz.

-Fakat cidden zannediyor musunuz ki Yunanistan İzmir’de kalabilir. Orası Türk toprağıdır. Anadolu’nun Akdeniz’e açılmış minicik penceresidir. Yunanistan Türkiye dostluğuna muhtaç değil midir? Anadolu içlerinde bugün yüzbinlerce Rum, pek rahat ve emniyet altında yaşamaktadır. Aramızdaki anlaşmazlıklar Balkan Harbi’nden sonra giderilmişken yeniden, eskisinden daha vahim çatışma sebepleri çıkarmak doğru mudur?

-Yalnız unutuyorsunuz ki , küçük Yunanistan öteden beri koca Osmanlı İmparatorluğu'nun dostluğunu istedi fakat hiç iltifat görmedi! Çoğunluğu Rum olan İzmir’i artık size bırakmayız! Zira umumi harp sırasında Rumlara yaptığınız malum. İngiliz raporlarına nazaran, bu kısa zaman içinde dört yüz elli bin Rum yerinden yurdundan edilmiş, bir kısmı da yok olmuştur.

-İki devlet arasında tam bir dostluğa varılması için Atina kadar Babiali de çalışmıştır. Yazık ki boşa gitmiştir. Şimdi bugüne yarına bakalım. İzmir’i siz ne hakla istiyorsunuz! Bir kere çoğunluk, şehirde bile Rumlarda değildir. Olsa dahi “şehirde çoğunluk filan unsurundur” diye orası o millete verilecekse, Makedonya ve Batı Trakya haritalarının tamamını lehimize değiştirmek gerekir. Unutuyorsunuz ki İzmir’i savaşla almış değilsiniz. Mütareke zamanında oldu bitti ile işgal ettiniz.

Türk milleti tarihi ve milli haklarının bu derece çiğnenmesine tahammül edebilir mi? Meşru müdafaa halinde elinden geleni yapmayacak mıdır?

-Biz İzmir’i tamamen Türklere karşı kapamayacağız. Sonra orası bizim idaremizle gelişip, medeni bir hale dönecektir. Aynı zamanda limanı Türklere ve Anadolu mallarına açık bulunduracağız. Müdafaa bahsine gelince, biz lazım gelen tedbirleri aldık. Osmanlı Devleti İzmir’i tekrar ele geçirmek için, bize karşı muzafferane bir harp yapmalıdır. Halbuki bunun için elinizde ne topunuz, ne tüfeğiniz, ne de paranız var!

-Siz İzmir’den adeta orasını savaşla zapt etmiş gibi bahsediyorsunuz. Sonra devletler için bir yeri işgal etmekten ziyade, orasını elde tutmak meselesi mühimdir. Siz de bir müddet İzmir’de kalsanız bile sonunda neye uğrayacağınızı düşünmelisiniz. İzmir’in gerisindeki on beş milyon Türkle uğraşmak zorunda kalacağınızı hiç düşünmüyor musunuz?

-Fakat buyurduğunuz halin tahakkuk etmesi için, Türkiye’nin bize harp ilan etmesi lazımdır ki , doğrusu imkan göremiyorum.

-Harp ilanına lüzum yoktur. Türk Milleti kendi mülkünde, hakkını ve topraklarını müdafaa edecektir!

***

Yunan Başvekili ile bu ateşli konuşma epey daha uzuyor ama sanılanın aksine birbirleriyle el sıkışarak ve birbirlerine gülümseyerek ayrılıyorlar.

Ayrılırken Galip Kemali Söylemezoğlu sözlerini;

-Bu hadise iki millet arasında bir ölüm kalım mücadelesine müncer olacaktır! diyerek bitiriyor…

Ve ertesi gün bu konuşmayı aynen İstanbul’a, hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa’ya “fevkalade mahrem” işaretli, 30-11-1919 tarihli raporla naklediyor…

Söylemezoğlu yazısını şu sözlerle bitiriyor:

-Üç yıl geçmeden, Türk Milletinin düşmanı tam manasıyla denize döktüğünü gören Venizelos 1933’de İstanbul’a gelmişti. Kendisini bu kez Perapalas Oteli’nde ziyarete gittim. Ve bilmukabele o da, refikası ile birlikte, Şişli’de oturduğumuz Ömer Bey Apartmanı’na gelip bana iade-i ziyaret etti. Cenab-ı Hakka bin şükürler olsun ki, o gün çaydan sonra bir saat dertleşmemiz sırasında “ tuttuğu siyasetin yanlış olduğunu, bundan sonra Türk-Yunan dostluğunun kıymetini bilmesi lazım geldiğini” yana yakıla itiraf ve tasdik etti. Roma’da Ekselsiyor Oteli’ndeki yüksekten atan sözlerinden dolayı adeta af diledi.

Kaynak: Yakın Tarihimiz - Galip Kemali Söylemezoğlu yazısından alıntıdır.