İZBAN grevi ve toplumsal duyarsızlık...

Yayın Tarihi 16 Kasım 2016

Geçtiğimiz hafta İzmir’de kent içi ulaşımın önemli ayağını oluşturan Aliağa-Torbalı arasında banliyö işleten İZBAN A.Ş.’de toplu sözleşme görüşmelerindeki uzlaşmazlık nedeniyle grev başladı.

Yetkili sendika Demiryol İş’in grev kararı alması sonucu makinistler, istasyon operatörleri, gişe çalışanları ve bakımcıların arasında bulunduğu TCDD ve İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin ortak şirketi İZBAN A.Ş.’nin 340 personeli görev bıraktı.

Böylece Aliağa-Torbalı hattında ulaşım durdu.

Bu durumun en büyük mağduru da İzmirli vatandaş oldu.

Halkın İZBAN’ın kullanım dışı kalması nedeni ile otobüs ve vapurlara yönelmesi büyük yoğunluk ve sıkışıklıklara yol açtı. İşlek caddelerde ise trafik adeta felç oldu.

Anlayacağınız Güzel İzmir’in tadı yok son günlerde…

Elbette grev işçinin, emekçinin üretimden gelen gücünü kullanmasıdır. İşçi, üretim sürecinde emeğiyle var olur. Üretimden gelen gücünü kullanarak haklarını sağlamak için emeğini bir mücadele aracına dönüştürür. Bu onun en doğal hakkıdır.

Günümüz Türkiye’sindeki gelir dağılımı çarpıklıkları, işsizlik patlamaları, ücret, sendikal hak kayıpları da işçiyi dipte bir yaşamın parçası haline getirmiş durumdadır.

İşçi mağdur…

İşçi mutsuzdur…

İşçi varolma mücadelesi peşindedir…

İşçi sadaka değil, hakkını talep etmektedir…

İZBAN tarafından sosyal paylaşım sitelerinden yayımlanan ve İzmir halkının takdirine bırakılan, uzlaşmaz tarafın greve giden işçiler olduğuna dair yapılan açıklamalara kimse inanmamalıdır. Bu haberler işçiler tarafından kesinlikle kabul edilmemektedir.

Belki bir süre trafikte fazla zaman geçirmek bizleri üzecek, yoracak, hatta sinirlendirecek.Fakat 340 kişi hak arıyor diye 4 milyon insan mağdur oluyor tezine inanmak, İZBAN grevini protesto etmek bizlere hiçbir şey kazandırmayacaktır.

Unutulmamalı ki işçi grevleri demokrasinin sağlanmasının de en temel faktörüdür. Buna paralel olarak demokratik toplumun haksızlıklara karşı duyarlılığını yitirmesi de bir ülke için büyük bir garabettir.

Bugün emek güçlerinin birlik ve dayanışması bu yüzden hayati öneme sahiptir.

Biz İzmirliler bugün mağdur olsak bile bu kavgada emekten yana ve emek güçleriyle birlik olmalıyız.

Tamamen haklı sebeplere dayanan bu grev karşısında tüm işçilere saygı duymalı, hak ettikleri, insanca yaşayacakları ücretleri almaları konusunda destek olunmalıdır.

Ben bir İzmirli olarak bu greve sonsuz destek veriyorum. Onlardan tek ricam birliklerini bozmasınlar. Unutmasınlar ki sadece birlik olduklarında güçlüler.

Tüm bu gelişmelerin ardından toplum olarak kendimizi sorgulama zamanımızın geldiğini hatta geçmek üzere olduğunu düşünmekteyim.

Ya toplum sorunlarına duyarsız, sürüleşmiş, emeğe ve üretim değerlerine yabancılaşmış ,siyasi konularda ikiyüzlüce ve “uyanıkça” bir suskunluk içerisinde yaşama devam eden bir nesil olacağız.

Ya da İZBAN A.Ş’nin yüzde 50 hissesine sahip TCDD’nin bu krize ilişkin sessiz kalmasını ve grevin OHAL sürecinde izin verilen ilk ve tek eylem olmasını sorgulayan, aynı zamanda emek hareketinin onurlu ve dik duruşuna sahip çıkan, parti ayrımı gözetmeksizin yanlışa dur diyen bir nesil olacağız.

Karar sizin?